KAPAK | DOSYA
Image

Uzun bir gecenin sonunda yine sabah olmuş, perdenin kenarından içeri doğru sızan ışık huzmeleri sabah olduğunu ve güneşin yükselmekte bulunduğunu işaret ediyordu. Gece kaç defa uyandığını hatırlamıyor; «Gecelerin ne kadar uzun olduğunu hastalara sor» sözünün hakikatini şimdi yakînen müşâhede ediyordu.

Her ne kadar hava güneşli olsa da mevsim kış, hava soğuk; bütün vücudu elektrik verilmiş gibi titriyor. Bu titreme, soğuktan mı yoksa hastalıktan mı onu kestiremiyordu. Ortada bir şey varsa o da günlerdir, yattığı yatağında tir tir titrediğiydi.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Büyük binalarda kaybolup gittik,
Cumbalar cumbaya bakmıyor artık,
Gerçek zenginliği nasıl tükettik,
Kimseler kimseyi takmıyor artık...
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





ÇOCUKLARDA EMPATİ GELİŞTİRMEK Yazdır E-posta
Yazar Aynur TUTKUN aytutkun@gmail.com   

Image

Empati; bir başkasının farklı olduğunu, farklı düşünebileceğini ve hissedebileceğini idrak edebilmek; mutluluk, şaşkınlık, öfke, hayal kırıklığı, üzüntü gibi duyguların herkeste olduğunun farkında olmak; birinin yaşadığı olay sırasında kendini onun yerine koyup «ne hissederdi?» diye düşünebilmek; karşısındaki kişiyi rahatlatabilmek için onun neye ihtiyacı olduğunu tahmin edip buna uygun davranışta bulunabilmektir.


Bebeklerin, ağlayan birini gördüğünde ağlamaya başlamaları insanoğlunun empatik olduğunun ilk göstergesidir!

İhtiyaçları karşılanan, yeterince ilgilenilen, sevilen, korunan bebekler daha hayatlarının ilk yıllarındayken güven duygusu geliştirirler ve değerli olduklarını hissederler. En çok muhtaç oldukları dönemde onları devamlı seven ve koruyan, onlara değer veren anneleri gibi, büyüdüklerinde de onlar çevresindekilere karşı aynı empatik duyguları geliştirirler. Başkalarına en çok bağımlı olarak yaşamak durumunda oldukları ilk bir sene bu yüzden bebeklerde empatik duyguların da temelinin atıldığı zamandır.

“Gözlerin nerede? Burnun nerede?” gibi soruların cevabını vermeye başlayan 2 yaş çocukları «ben» kavramını geliştirmeye başlarlar. Ben-sen ayrımı yapmasını ancak öğrenen çocuğun bundan sonra empatik duyguyu yavaş yavaş davranışa dönüştürmesi beklenir. 3 yaşından küçüklerin bencilce davranmalarını ise yaşlarının gereği olarak yorumlamak gerekir.

Bundan sonrası için; çocuğun kendini ve kendi duygularını tanıyarak, farkına vararak başkalarının duygularının da olabileceğini fark etmesini sağlamak, empati geliştirmede en önemli metottur. Çocuğun empati becerisini kazanabilmesi için öncelikli olarak duygularının farkında olması gerekir.

Duygularını tanıyan ve tanımlayan çocuk, karşısındaki kişiyi kısmen anlamaya başlar. Bu yüzden sevinmesi, mutlu olması kadar; çocuğun öfkelenmesini, kızmasını, üzülmesini de normal kabul etmek gerekir. Elinden oyuncağı alınan bir çocuğun öfkelenip ağlamasından daha tabiî bir şey var mıdır? Bir yetişkinin gözünün önünde arabasının çalınması gibi bir şeydir bu.

“Sus, ağlama, bağırma!” demek yerine;

«Oyuncağının izinsiz elinden alınması seni çok öfkelendirdi yavrum! Haydi gel, arkadaşına bunun nasıl olması gerektiğini anlatalım.» denmesi çocuğa duygularının kabullenildiği, anlaşıldığı hissini verir. Ki bu tür yaklaşımlar onun da başkalarının duygularının ve hislerinin olduğunu anlamasına yardımcı olarak gerektiğinde empatik davranmasını temin eder.

“Akşam yorgun eve gelen babanı karşılaman, elinden çantasını alman onu ne kadar da çok sevindirir!”, “Dizdiğin legolarını yıkmama ne kadar kızıyorsan ben de yeni süpürdüğüm evi kirletmene o kadar kızıyorum!”, “Sen ablandan bir şey istediğinde o sana vermeyince nasıl üzülüyorsan arkadaşın da senden bir şey istediğinde vermezsen o da öyle üzülüyor.”... şeklindeki başkalarının duygularını keşfettirecek yaklaşımlar, hep çocukta empatik duygunun gelişmesine yardımcı olur.

“Komşumuz hasta olmuş. Haydi ona bir tabak çorba götürelim, çok sevinir!”,

“Bugün okula gelemeyen arkadaşına ödevleri götürmen onu çok mutlu eder!”,

“Ağlayan bir arkadaşının yanına gidip hatırını sorman onun acısını hafifletebilir!”... şeklinde duygulara hitap eden yaklaşımlar, okumak için seçilen farklı duyguları açıklayıcı hikâyeler de çok faydalıdır.

“Düşünce eteği açılan kız, ne kadar çok utanmıştır!”, “Arkadaşı tarafından dövülen çocuk, ne kadar öfkelenmiştir!”... gibi etrafta görülen insanların ruh hâllerini açıklayıcı cümleler de empati uyandırmada ipuçlarıdır.
Image

Çağımız anne-babalarının yegâne hedefidir çocuklarının hep mutlu olmaları! Lâkin mutlu, sevinçli ve neşeli olma hâli; insanın yaşayacağı tek duygu değildir. Onları hep mutlu etmeye çalışarak başka duyguları yaşamasına fırsat vermemek; geleceğin bencil, acımasız, duyarsız insanlarını yetiştirmenin sebebidir. Her istedikleri yapılan, hiç acı çekmeyen, sabretmesini bilmeyen, üzülmeyen, namaz-oruç gibi ibâdetlerden dahî “acındığı” için uzak tutulan, ekranlardaki Filistinlilerin görüntülerinden üzülecek diye bî-haber büyütülen, hep mutlu olması hedeflenen bu çocuklar gelecekte ne kadar empatik olabilirler?

Ya da bunun tam tersi hep fizyolojik/bedenî ve psikolojik/rûhî ihtiyaçları ihmal edilmiş, fizyolojik olanlar karşılanmış olsa bile hissî ihtiyaçları görmezden gelinmiş çocukların; gasp, kapkaç, şiddet, terör gibi olaylara karışması şaşırtıcı olabilir mi? Önemsenmeyen, sevilmeyen, saygı duyulmayan, duyguları olmaması gerekirmiş gibi davranılan çocukların empatik olması beklenemez.

Unutmamak gerekir ki; biz yetişkinler ne kadar duyarlı davranırsak bizi model alan çocuklarımız da o kadar duyarlı olacaklardır. Nefse hoş gelenlerden ziyâde, rûha huzur veren davranışları tercih ettiğimizde; çocuklarımız üç günlük dünyayı tadı çıkarılması gereken bir yer olarak değil, sonsuz hayata yatırım yapılması gereken bir yer olarak düşüneceklerdir.

Evlerine sık sık misafir davet edilen, misafir geldiğinde mutlu olan, yaşlı akrabalarına yardımcı olmak için çırpınan, ihtiyacı olan komşusuna her zaman kapısı açık olan, etraftaki dernek-vakıf faaliyetlerinden birine katılan, hep kendi mutluluğu/çıkarı için değil biraz da toplum menfaati için çalışıp çabalayan, duyarlı ebeveynlerin yetiştirdiği nesiller de onlar gibi olacaktır. Biz öyle olduktan sonra, birkaç ipucunu çocuk terbiyesine uygulayabilmek empatik çocuklar yetiştirmek için en güzel metottur!

 
< Önceki
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
Bir Saâdet Ölçüsü HAYATA BAKIŞ TARZI
Image

Bir nesne; farklı açılardan ve farklı yerlerden bakıldığında, duruma göre, farklı ölçü ve şekillerde algılanabilir. Bu izâfiyet; mefhumlar için de geçerlidir. Nitekim insanın rûhî keyfiyeti, idrak, zekâ, muhâkeme, müktesebât... gibi zihnî değerleri çerçevesinde; bir mesele hakkındaki kanâati de farklı tarzlarda tezâhür edebilir. İnsanlıkla beraber başlayan, nefsâniyet ve ihtiraslarla körüklenen fikrî ayrılıklar; amansız mücadelelere de sebebiyet verir. Cemiyetler; boş ve kısır ihtilâflar girdabında, buhranlarla can çekişir. İçtimâî hayatı ifsad eden bu fenalıklar; daha Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’ın oğulları zamanında başlamıştır. İhtiraslarına esir olan Kābil, akl-ı selîmi temsil eden Hâbil’i öldürerek ilk cinayeti işlemiştir.
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
Kur'ân-ı Kerim'den Eğitim Prensipleri -3- BİRLİKTE YAŞAMAK
Image

Birlikte yaşamak...  

Ülkemizde ve dünyamızda artık sık sık duymaya başladığımız bir kavram...

Âşık Veysel;

Koyun kurt ile gezerdi,

Fikir başka başk’olmasa...

diyor. Fikirler, inanışlar, alışkanlıklar, değerler aynı olmayınca, birlikte yaşamak da zorlaşır. Çünkü davranışlar, fiiller; inanç ve değerlere dayanır.

Meselenin dünü ve bugünü:
Devamını oku...
 
BİR ZİYARETİN ARDINDAN...

Image

Bayramın dördüncü günüydü, kayınvâlidemlerle birlikte bir akrabalarının oğluna yemeğe gitmeye niyetlendik. Yeni ev almışlar; «Hayırlı olsun, güle güle oturun...» diyeceğiz...

Aslında bu ziyaretle bir taşla birçok kuş vurmak istiyoruz. Evlendiler, çocukları oldu, büyüdü gidemedik. Gidince öğreniyoruz ki kızları beş yaşına basmış.

Büyük şehirlerde akrabalık ilişkileri malûm... Eski zamanlarda akrabalar çoğu zaman aynı bahçe içindeki evlerde yahut aynı sokakta, birbirine yakın adreslerde otururlarmış. Hâlen Anadolu’da öyledir. Hattâ Anadolu’dan İstanbul’a göç ettikten sonra da bir zaman bu âdet devam ettirilmiştir. Anne-baba ve kardeşler; aile apartmanının birer katında otururlar. Çocuklar beraber büyütülür, yaşlı anne-babaya beraberce bakılır. İşler yardımlaşarak yapılır. Aileden bir kızın çeyizi mi hazırlanacak, elbirliği yapılır. Bir delikanlı okula mı yazıldı yahut askere mi gidecek, büyükleri cebine harçlığını koyar...

Devamını oku...