KAPAK | DOSYA
Image

Uzun bir gecenin sonunda yine sabah olmuş, perdenin kenarından içeri doğru sızan ışık huzmeleri sabah olduğunu ve güneşin yükselmekte bulunduğunu işaret ediyordu. Gece kaç defa uyandığını hatırlamıyor; «Gecelerin ne kadar uzun olduğunu hastalara sor» sözünün hakikatini şimdi yakînen müşâhede ediyordu.

Her ne kadar hava güneşli olsa da mevsim kış, hava soğuk; bütün vücudu elektrik verilmiş gibi titriyor. Bu titreme, soğuktan mı yoksa hastalıktan mı onu kestiremiyordu. Ortada bir şey varsa o da günlerdir, yattığı yatağında tir tir titrediğiydi.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

“Ashâbım! Size, benden soracaklar mahşerde,
Ne söyleyeceksiniz, o feryat dolu yerde?..”
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





MÜBÂREK VÜCUDLARI* Yazdır E-posta
Yazar SEYRÎ (M. Ali EŞMELİ)   
Secde nûruyla müzeyyen nesebi,
O’nu bambaşka yaratmış Rabbi...

Benzemez hiç, O Beşer, bir beşere,
Nûrunun gölgesi düşmezdi yere...

O Nebî, «Vahy-i İlâhî Güneşi»1
Önceden sonraya dek, yoktur eşi!

Özü âlâ, yüzü âlâ, gözü nûr,
Oldu bir lâhza görenler mesrûr!..

Enbiyâ hakkı için nâm idi O,
Hâli bambaşka bir endâm idi O.

Öyle mevzundu ki, eşsiz ve özel,
Sanki tek parça güherdir O Güzel!

Cisminin yok kılı, sümbül yapılı,
Nur vücûd; ince, zarif, gül yapılı.

O; ne dolgun, ne zayıf tenli idi,
Gül beden, rûhunun emsâli idi.

Bütün âzâları düzgündü O’nun,
Bütün âşıkları süzgündü O’nun!..

Bir nazif kuldu, eden dildâde,
Mis denen hoş kokular sürmese de,

Teni gül ıtrına on şedde idi,
Yaşı hep tâzelenir hâlde idi.

Vermiş Allâh, O’na, uygun olanı,
Eylemiş dost, içi sevdâ dolanı..

Mekke’nin Nur Dağı’nın nur söğüdü,
İç ve dış hisleri, çok güçlüydü.

O’nda bir taçtı edep, hem de azim,
O’nda zindeydi bu hâl üzre cisim.

O’nda en dengeli, mümtaz bünye,
O’ndan öğrendi letâfet, gönye.

O latif sûreti, heybetliydi,
Sırf asâletti, mehâbetliydi!

Düştüler dehşete düşman kişiler,
Tattılar rahmeti cânan kişiler!

İlle rahmet bulutuyken gerçi,
Kim ki birden göre, korkardı içi...

Biri gelmişti uyurken yanına,
Kılıç eldeydi mübârek canına..

Gül uyandıysa da tek gördü denî,
Dedi: «–Kim kurtaracak şimdi Sen’i?»

Baktı hiç titremeden Gül’de yürek,
Kalktı yerden göğe; «–Allah!» diyerek.

Kör adam, böylesi heybetli özü,
Öyle fark etti ki kül oldu yüzü...

Şakıyan ağzı kilitlendi o an,
Düştü can havline tir tir heyecan.

Ve Gül’ün gözleri kor saldı acı,
Adamın düştü elinden kılıcı...

O vakit güldü Hidâyet Senedi,
«–Seni kim kurtaracak şimdi?» dedi.

Sonra bir etti tebessümle nazar,
O adam eyledi îmâna karar!

O’nu can gözle görüp seyretti,
Dedi; «Lebbeyke!» Peşinden gitti..2

O’nda heybetle berâber idi cezb,
Oldu sevdâ ile yer-gök O’na celb.

Şu yanık gönlümüzün can pınarı,
Bize tek çâre, O Cânan Baharı...

Göz hayâlen bile seyretse O’nu,
Bâğ-ı sahrâda olur mecnûnu...

Başa taçtır, sona mîrâc O Nebî,
Âlemin gãyesi, varlık sebebi..

O’nda âhengine uygundu vücûd,
Câiz olsaydı ederlerdi sücûd..

Bembeyaz elbise giydikte O Gül,
Daha bir nûrunu fark etti gönül.

Ne zaman giyse yeşil rengi O Can,
Etti cennetleri gözler seyran!

Gül Nebî, yazları atlas giydi,
Kışta yün giydi o sıhhat senedi.

Gösteriş yoktu libâsında O’nun,
O’nda çift elbise olmuş mu, sorun!

Aynı gün olmadı çift elbisesi,
O’nda böyleydi tevâzû nefesi...

Göçtü burdan ebediyyen güldü,
Hakk’a hicret bu, denilmez, öldü.

O’nu Hak, eyledi aşkın şehidi,
Tâ ezelden; «Ebedî Gonca» dedi.

Yağdı sır, meşkine âmâde öze,
Aşk, izin vermedi her sırrı söze!

Vasfıdır; mûcizeler mûcizesi,
Öyle bir nûr-i letâfet gözesi;

Ayağımdan leke sıçrar diyerek,
O mübârek Gül’e konmazdı sinek!..

Öyle ekremdi O Nûrun Senedi,
Hak katından O’na Kur’ân indi..

O’nu Allah, ne husûsî bezemiş,
Aşk-ı Mevlâ’ya dönüşmüş bu reviş!

İşte Mevlâsı; «Habîbim» demede,
Arş-ı âlâsı; «Tabîbim» demede.

Şimdi ey Sevgili Cânan, Sen’i biz,
N’eyleyip seyr u temâşâ ederiz?

Âh o ilk asr-ı saâdet dönemi,
Nerdedir? Şimdimizin yaktı nemi.

Bedenin yâre sefer kıldığı gün,
Ümmetin hâli garip kaldı bütün.

Görelim biz yine dünyâmızda,
En azından gece rü’yâmızda..

Bir nazar kıl, bizi sarsın bakışın,
Hâlimiz ney gibi içten yangın!

Arzumuz; aşk ile ümmet olmak,
Tâ kıyâmette selâmet bulmak!

Ey günahkâra şifâ timsâli,
Acı, ey hâli güzeller güzeli!

Vezni: feilâtün / feilâtün / feilün
          (fâilâtün)                  (fa’lün)
 
Sonraki >
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
AİLE VAZİFELERİ

Image

Aile; insanın, içinde doğup büyüdüğü ufak bir cemiyet demektir. Bu cemiyet; karı-koca, ana-baba, hısım ve akrabadan meydana gelir. İnsan; vatanına, milletine karşı borçlu bulunduğu saygı ve sevgi duygularını ilk önce burada alır. Aile; bütün sevgilerin, bütün fazîletlerin kaynağıdır. İnsan; büyüklere saygılı, küçüklere merhametli, bütün insanlara karşı faydalı ve hayırlı olmayı... sözün kısası; hem Allâh’ına, hem O’nun yarattıklarına karşı vazifelerini her şeyden evvel; ana kucağında, baba ocağında öğrenir ve öğrenmesi gerekir. Öyle ise aileyi vücuda getirenlerin birbirlerine karşı mükellef bulundukları vazifeleri de kısaca gözden geçirelim.

ANA VE BABAMIZA KARŞI VAZİFELERİMİZ

Bu hususta Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Rabbin kat’î olarak ferman buyurdu ki:

Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
KOMŞU HAKKI ve TEBLİĞ...

Image

Yurt dışında bir vatandaşımız denk getirir, bir daire satın alır. Standardı belli olduğu için alış veriş öncesi içine girmemiştir. Tabiî anahtar eline geçtiği gün heyecanlıdır, hemen oraya yönelir.

Daire, güzel bir semttedir. Binanın önü ferah. Girişi rahat.

Yeni ev sahibi sıfatıyla bizimkinin memnuniyeti yüzüne de diline de yansımıştır. Yanındakilerle beraber neşeli neşeli binaya girer. Satın aldığı dairenin önüne bir hamlede ulaşır.

“–Güle güle oturmak nasîb olsun!” temennileri arasında anahtarları cebinden çıkarır. Uzun zamandır ilk defa anahtar görmüş olan kapalı kapıyı; «bismillâh» deyip açar.

Kapı, epey vakit açılmamış olduğundan dolayı, yata yata dizleri kireçlenmiş hasta gibi biraz tutukluk yapar. Fakat nihayet hatırını soran birinin çıkması üzerine, hoş geldiniz dercesine kendince keyifli sesler çıkartır. Duyduğu sevinci daha içten göstermek için de; haftalarca, aylarca, belki yıllarca birike birike üst köşesinde katman oluşturmuş tozları, gelenlerin başına sanki inci serpiyormuşçasına cömert bir şekilde yağdırır.

Devamını oku...
 
MODERN YALNIZLIK

Image

Malî durumuna göre güzel sitelerde veya rezidanslarda yaşamak büyük şehirlerdeki modern insanın tercihi oluyor artık. Görünen o ki; modern çağın pisliklerinden, gürültülerinden, olumsuzluklarından uzak olmak, korunmak ve rahat etmek için böyle bir tercihte bulunuluyor. Sitelerin etrafına örülen yüksek duvarlar, kapılarına konulan bekçiler; güvenliği sağlamakla birlikte, içeriden dışarıya ve dışarıdan içeriye olan iletişimi ve münasebeti de kesiyor. Çağımızda her şehirlinin hayalini kurduğu bu sistemin, sıradan bir apartman hayatından daha tehlikeli olan yanı; ona sahip olan ya da sahip olmak için uğraşanların, her geçen gün daha çok maddî imkâna kavuşması, fakat daha çok yalnızlaşması oluyor!

Devamını oku...