KAPAK | DOSYA
Image

Son yıllarda Türkiye’nin Orta Doğu ile daha fazla alâkadar olduğu bir gerçektir. Bu durum, ülkemizde ve çevre ülkelerde farklı tepkilerin oluşmasına sebep oldu. Bazı yabancı ülkeler gibi bizden bazıları da; «Acaba eksenimiz mi kayıyor?» endişesine kapılırken değişik çevrelerde bir «neo-Osmanlıcılık» kaygısı da dillendirilmeye başlandı. Hislerine mağlûp tabiatımız gereği, bazılarımızın hamâsî duygularının kaynaması da bu kaygıyı körükledi.

Hâlbuki son zamanlarda Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik sevindirici ilgisi, ayakları yere basan gerçekçi bir düşünce ile ele alınmalıdır. Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918’de fiilen, 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla da resmen tarihe karıştığı ve artık eski hâliyle yeniden sahne almasının imkânsız olduğu unutulmamalıdır.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Seyrî:    Neye uygun dese takdîr-i Hudâ...
              O güzeldir kula, en doğru edâ...
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





MÜBÂREK SAÇLARI Yazdır E-posta
Yazar SEYRÎ (M. Ali EŞMELİ)   
O’nda hak mevhibenin hepsi özel,
Bir güzeldir saçı, gülden de güzel!

Der ki ashab: «Ne kıvırcıktı ne düz,
Hep taranmış gibidir gördüğümüz...»

Bizi tel tel eriten aşka hüner;
Başı üstünde mübârek teller..

Ne hafif dalgalı, sevdâ dokulu,
Dâimâ özge güzel, hoş kokulu.

Ve siyah rengine bir kumral ışık,
Sanki rüzgârları okşardı ılık..

Kâh kesiktir saçı, kâh azcık uzun,
Hakk’a uygundu bütün hâli O’nun.

Derdi: «Müşriklere hiç benzemeyin!»
Kendi saç şekline kendiydi vezin...

Tertemiz çarpıcı âhengi, teli,
Yerde yok, gökte de yoktur misli.

Kapışırlardı keserken saçını,
Alabilsem diyerek birkaçını!..

Yaşlılık vakti, O’nun, yirmi kadar,
Oldu ak telleri, bir başka bahar!

O gümüş rengi beyaz tellere hâl,
Çene, baş, bir de şakaktaydı hilâl!

Pek görünmezdi fakat günde bile,
Boyamazlardı bu yüzden ille..

Dedi ashâbına oldukta şühûd:
“–İhtiyarlattı evet Sûre-i Hûd!

«Müstakîm ol!»3 diye emretti Hudâ,
Gençliğimden bu emir kıldı cüdâ!..»4

Ak-siyah saçları bir ömre bedel,
O’na sevdâ dolu Ahmed Hanbel,

Bir yakından, Gül’e has saç almış,
O’nla eylerdi teberrük yaz-kış.

Gözünün üstüne hürmetle sürer,
Ve öpüp aşk ile ağlardı o er!

O mübârek teli bâzen de suya,
Batırır sonra da göz göz deryâ,

O teberrük suyu nûş eylerdi;
«Sen şifâ eyle İlâhî!»5 derdi.

Namlı Hâlid’de de bir tel vardı,
Başı üstünde sarıp saklardı.

Gül’den almıştı yanık bir canla,
Hiç ayırmazdı başından asla..

Zorlu bir gazvede bir gün sarığı,
Düştü baştan yere, yükseldi çığı:

«–Sarığım düştü, hemen bulmalıyız,
Giymeden ben onu, yok bende nabız!»

Buldular sonra nihâyet, ancak,
Eski bir şeydi sarık, taştı merak;

Dediler: «–Önde iken can pazarı,
Bu sarık mıydı çeken tüm nazarı?»

O zaman Hazret-i Hâlid dedi ki:
«–Size, bir eski sarıktır belki!

Ama bir tel saçı var onda Gül’ün,
Nicedir kıymeti artık düşünün!

Hangi meydanda girersem savaşa,
Onu hürmetle sarıp ben bu başa,

Dâimâ gün gibi erdim hünere,
Hakk’ın izniyle eriştim zafere!

Bu aziz saç beni çok etti hıfız,
Fethimin sırrı odur, anlayınız!

Ederek ben onu alnımda çıra,
Nere gittim ise fetholdu ora!»6

Sayısız sırları var saçlarının,
Hak Nebî, çâresi muhtaçlarının...

Vezni: feilâtün / feilâtün / feilün
          (fâilâtün)                  (fa’lün)
 
< Önceki   Sonraki >
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
AİLE VAZİFELERİ

Image

Aile; insanın, içinde doğup büyüdüğü ufak bir cemiyet demektir. Bu cemiyet; karı-koca, ana-baba, hısım ve akrabadan meydana gelir. İnsan; vatanına, milletine karşı borçlu bulunduğu saygı ve sevgi duygularını ilk önce burada alır. Aile; bütün sevgilerin, bütün fazîletlerin kaynağıdır. İnsan; büyüklere saygılı, küçüklere merhametli, bütün insanlara karşı faydalı ve hayırlı olmayı... sözün kısası; hem Allâh’ına, hem O’nun yarattıklarına karşı vazifelerini her şeyden evvel; ana kucağında, baba ocağında öğrenir ve öğrenmesi gerekir. Öyle ise aileyi vücuda getirenlerin birbirlerine karşı mükellef bulundukları vazifeleri de kısaca gözden geçirelim.

ANA VE BABAMIZA KARŞI VAZİFELERİMİZ

Bu hususta Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Rabbin kat’î olarak ferman buyurdu ki:

Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
CENNET ÇİÇEKLERİ
Image

Genç, gayretli bir imam-hatipti Yusuf Hoca. Başarılarının bir meyvesi olarak kısa zamanda fark edilmiş, şehir merkezindeki camilerden birine tayin olmuştu.

Mütebessim çehresi, dâvûdî sesi ve yardımseverliği ile kısa sürede kendini sevdirmesini bildi. Cami, bir külliye misali, namaz vakitleri dışında da dolup taşıyordu.

Bu merkezî caminin lojmanı yoktu. Fakat cami derneğinin desteği ile kısacık bir zamanda bu mesele de çözüme kavuşmuştu. Cemaat, hocalarını kiradan kurtarmak için seferber oldu.

Bu ihtiyaç için, zamanında alınmış olan arsaya hemen temel atıldı. Yalnız, inşaatla beraber kendini gösteren başka bir sıkıntı vardı. Lojman için ayrılan arsaya komşu olan Ayten Hanım, bu durumdan hiç de memnun değildi. Her fırsatta memnuniyetsizliğini dile getiriyor; dilini yay, sözlerini ise ok gibi kullanarak bu hayırsever insanların gönüllerini yaralamaktan geri durmuyordu. Yine bir bahar sabahı omzunda şalı, inşaatın başına geldi:
Devamını oku...
 
BİR ZİYARETİN ARDINDAN...

Image

Bayramın dördüncü günüydü, kayınvâlidemlerle birlikte bir akrabalarının oğluna yemeğe gitmeye niyetlendik. Yeni ev almışlar; «Hayırlı olsun, güle güle oturun...» diyeceğiz...

Aslında bu ziyaretle bir taşla birçok kuş vurmak istiyoruz. Evlendiler, çocukları oldu, büyüdü gidemedik. Gidince öğreniyoruz ki kızları beş yaşına basmış.

Büyük şehirlerde akrabalık ilişkileri malûm... Eski zamanlarda akrabalar çoğu zaman aynı bahçe içindeki evlerde yahut aynı sokakta, birbirine yakın adreslerde otururlarmış. Hâlen Anadolu’da öyledir. Hattâ Anadolu’dan İstanbul’a göç ettikten sonra da bir zaman bu âdet devam ettirilmiştir. Anne-baba ve kardeşler; aile apartmanının birer katında otururlar. Çocuklar beraber büyütülür, yaşlı anne-babaya beraberce bakılır. İşler yardımlaşarak yapılır. Aileden bir kızın çeyizi mi hazırlanacak, elbirliği yapılır. Bir delikanlı okula mı yazıldı yahut askere mi gidecek, büyükleri cebine harçlığını koyar...

Devamını oku...