ANA SAYFA
SAYI 81 KASIM 2011
O'NUN BEREKETİYLE HERKES DOYDU*
SAYI 81 KASIM 2011
O'NUN BEREKETİYLE HERKES DOYDU* | O'NUN BEREKETİYLE HERKES DOYDU* |
|
|
| Yazar SEYRÎ (M. Ali EŞMELİ) | |
|
Anlatır Hazret-i Câbir, ne veciz: “Harb-i Hendek’te Nebîmiz ile biz. Geçti üç gün, ama bir şey yemedik, Öyle açtık, eriyor sandım ilik. Sonra gördüm ki O Gül Yüz, sararır, Taş sarıp karnına etmekte sabır. Buna dağlandı içim pür hummâ, İzin aldım, eve koştum, hanıma: Dedim üzgünce: «–Şudur bende elem, Hâl-i Peygamber’e tâkat edemem. Yiyecek nâmına bak evde ne var!» Dedi: «–Az arpa, bir oğlak, o kadar.» Ona; «–Sen şimdi hazır eyle!» dedim, Ben de Gül Dost’a koşup, pür tâzim, Dâvet ettim iki-üç dostu ile, Dedi Peygamberimiz: «–Sen söyle, Ne kadardır yemeğin hepsi tamâm? Ona mebnî olalım dâvete râm!» Söyledim ben de o an var olanı, Dedi gül yüzlü Gönül Sultânı: «–Çok şükür, hem iyi hem çok bu, yeter, Sen gidip zevcene tembîh ediver; Gelmeden biz eve, et pişti deyi, Almasın nârdan o hem tencereyi; Almasın hem de fırından somunu!» Sonra kalkıp da O Rahmet Nûnu, Dedi ashâbına: «–Toptan buyurun!» Cümle ensarla muhâcir meftun, Kalkarak oldu bizim beyte revân, Beni pek sardı derinden heyecan. Çünkü birkaç kişilik vardı yemek, Dedi zevcem: «–Bu telâşın ne demek! Biliyor her şeyi, mâdem ki Nebî, Müsterîh ol, O’nu üzmez Rabbi.» Geldi herkes, dedi Peygamberimiz: «–Giriniz haydi, telâş etmeyiniz!» Durmadan kesti O Server, ekmek, Et koyup üste suyundan dökerek, Etti ashâbına bir bir ikrâm, Doymayan kalmadı hiç; kaldı taâm. Baktı Ahmed o kalan miktâra, Dedi: «–Hem sen ye ve hem komşulara! Ediver bunları ikram ve rızık, Sardı her bir yanı zîrâ, açlık...»”11 Buhârî, Megāzî, 29; Müslim, Eşribe, 141. Vezni: feilâtün / feilâtün / feilün (fâilâtün) (fa’lün) *Hilye-i Şerîfe’den bir bölüm. |
| Sonraki > |
|---|
| Yüzakı Kitapları |
|---|
|
|





