KAPAK | DOSYA

Image

Serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn.
Bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn.
Bir afîf âile sessizliği var evlerde;
Örtüyor fakrı, asâletle çekilmiş perde.
Kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak...
Her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.

Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Kimisi gardaştır kimisi bacı,
Bizimle ağlayıp güler komşular...
Sevgidir, dostluktur derdin ilâcı,
Neşeyi, kederi böler komşular...
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





HİLYE-İ ŞERÎFE Yazdır E-posta
Yazar SEYRÎ (M. Ali EŞMELİ)   

Sevdi Allah ki; «Habîbim» diyerek;
Doldu aşkınla cihan, sonsuza dek;
Yâ Nebî, Hazret-i Kur’ân övüyor,
Sen’i mümkün mü senâ eylememek!

Enbiyâ tâcı, Rasûlullah’sın,
İçi rahmet dolu bir dergâhsın,
Yâ Nebî, anladı pervâne olan,
En güzelden yana bismillâhsın!

Gelmeseydin, bilemezdik Hakk’ı,
Gelmeseydin, tadamazdık aşkı!
Yâ Nebî, halkı yaratmazdı Hudâ,
Gelmeseydin, göremezdik şavkı.

Ey gönül minberinin kandili Nûr,
Ey akan göz yaşının mendili Nûr,
Yâ Nebî! Ey görünen cennet! Ey,
Gül ve bülbüldeki aşkın dili Nûr!

Dirilir aşk ile uğrunda ölen,
Tâ ezelden sana kurban bu kölen,
Yâ Nebî, Ravza’na dek çöllerde,
İzinin her tozu, mecnûna şölen...

Sana ashab gibi ümmet olayım,
Sana hizmet dolu millet olayım;
Yâ Nebî, «hilye»ne kurbân olarak,
Seni görmekte müebbet olayım!

Ne olur eyle kerem, sîretini,
İki dünyâda görem sûretini,
Yâ Nebî, hâli niyaz Seyrî’nin,
Ne olur eyle kabul, hasretini...

01.01.10 / 07:50

SULTANTEPE/ÜSKÜDAR

İLK SÖZ:

Bir yanık besmele çek dergâh’a,
Ey dil el-hamdü deyip Allâh’a;

Bin bir âdâb ile harmân olalım,
Seyr-i Peygamber’e kurbân olalım.

Açalım hilyeyi, sevdâlı öze,
Sürelim rahmet-i Rahmân’ı göze!

Tâ ki aynen görelim Hazret’i biz,
Tâ ki bitsin O’na gurbet çilemiz!

Tâ ki ersin yüce mânâya hayat,
Arşa taşsın dilimizden salevât.

O’nu övsün bu gönüllerde kelâm,
Gece gündüz O’na binlerce selâm!

O ki, bambaşka güzelliklerle,
Şânı en zirve özelliklerle;

En mükemmel yaratılmış sûret,
En büyük mûcize, nurdan sîret!

İsmi, hâliyle Muhammed ve Hamîd,
Fahr-i âlem, O mübârek Seyyid!

Bir güzel, öyle güzel, noksansız,
Duramaz âşık olan, seyransız...

Haydi Seyrî görenin pâyesine,
Erelim biz de bakıp hilyesine!

Vezni: feilâtün / feilâtün / feilün
          (fâilâtün)                   (fa’lün)

*Cenâb-ı Hakk’ın lutfuyla 1001 beyit olarak kaleme almaya muvaffak kılındığım Hilye-i Şerîfe’den bazı bölümler.

HİLYE YAZDIRAN SEBEP:

Ahmedî hicret için son andı,
Kızı gül Fâtıma hicranlandı.

Dedi: «–Cânım Baba, bundan sonra,
Görmemek hasreti, bağrımda yara!»

Sonra bir ağladı evlâd-ı Nebî,
Ahmed’in sızladı engin kalbi.

Dedi: «–Dünyâda bu pek haklı niyaz,
Ey ilim bâbı Alî, hilyemi yaz!

Yaz ki evsâfımı görmek, bir bir,
Her cihetten beni görmek gibidir!»

Ne büyük müjde bu, âşıklar için;
Bu sebepten O’nadır meth-i mübîn.

Düşmesin gaflete aslâ kullar,
Övgü hakkında Hudâ âyeti var:

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ

«Ey Habîbim! Yüce şânınla, temiz,
İsminin yâdını yükselttik biz!»1

وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظٖيمٍ

«Çünkü Sen’sin yüce ahlâk üzere!»2
İşte târif, yüce Allâh’a göre...

HİLYENİN FAZİLETİ:

Yazsa bir kimse Nebî hilyesini,
Çok nazar etse bilip gâyesini;

Hastalıktan ve kederden Mevlâ,
Eyler âzâde, biter derd ü belâ...

Ve Hudâ, âni ölümden de korur,
Ettirir lutfunu, yoktan da zuhûr!

Bir de kim hilyeyi şâyet taşısa,
Yolculuktan yana çekmez o tasa!

Çünkü hıfzında Hudâ’nın, korunur,
Her karanlıkta doğar kalbine nûr!

Bir de gerçekte veyâ rü’yâda,
Ebediyyette veyâ dünyâda,

Kim ki Peygamber’i ister görmek,
Okusun hilyeyi ezber ederek!

Okuyan oldu O’nun yârânı,
Okuyun, siz de olun ihvânı...

Hilyenin dil sayamaz faydasını,
Oku Seyrî, sile gözden pasını...

HER EZAN VAKTİNDE:

Bâğa Gül, verdiği günden beri fer,
Akıyor göz kesilip gök ile yer..

Her ezân vakti şahâdet taşıyor,
Ehl-i sevdâ yine yollar aşıyor;

Varıyor Bâb-ı Selâm’dan içeri,
Döneyim istemiyor gayri geri!..

Gül Nebî, şöyle buyurmuş zîrâ:
«Ben vefât eylediğimden sonra;

Kim benim kabrime saygıyla gelir,
Ben yaşarken Bana gelmiş gibidir!»3

Bu büyük müjdeye kervân olalım,
Ey gönül, Ravza’da kurbân olalım.

O’nu hem yâd edelim hasretle,
Edelim hem de niyaz, hürmetle:

–Yâ Nebî! Burda kabûl eyle beni,
Rabbimiz, burda şifâ kıldı Sen’i;

Sevdi, sevdirdi, kerem kıldı Kerîm;
Ey nübüvvette Raûfu’v-ve Rahîm!

Nûrun etrâfına cem’oldu cihân,
Cânı netsin sana pervâne olan?!.

Ey seâdet yolunun mürşidi Gül,
Ey gönül penceremin hurşidi Gül!

Ey visâlin o Hidâyet Denizi,
Gam-küşâd eyleme şâd eyle bizi!

Hakk’a îmânı kulun Sen’le tamâm,
Dem, Sen’in aşkına etmekte devâm..

Ey muhabbet bağının mu’temedi,
Ey günahkâra da şefkat senedi!

Özlüyor gün-gece rü’yâ rü’yâ,
Ey Süreyyâ, sana hasret dünyâ!

Sen ki aşkın ebedî âbidesi,
Başı ey arşı geçen Hak fidesi!

Hangi söz gelse hayâlden hatıra;
Yüce hâlin, yine sığmaz satıra!

O ne sûret, o ne sîret, ne güher,
Hilye Kur’an Sana ey Peygamber!

Belki Seyrî kulunun haddi değil,
Lâkin ancak Sen’i anlatmalı dil...

1 el-İnşirâh, 4.
2 el-Kalem, 4.
3 Dârekutnî, Sünen, II, 278.

 
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
AİLE VAZİFELERİ

Image

Aile; insanın, içinde doğup büyüdüğü ufak bir cemiyet demektir. Bu cemiyet; karı-koca, ana-baba, hısım ve akrabadan meydana gelir. İnsan; vatanına, milletine karşı borçlu bulunduğu saygı ve sevgi duygularını ilk önce burada alır. Aile; bütün sevgilerin, bütün fazîletlerin kaynağıdır. İnsan; büyüklere saygılı, küçüklere merhametli, bütün insanlara karşı faydalı ve hayırlı olmayı... sözün kısası; hem Allâh’ına, hem O’nun yarattıklarına karşı vazifelerini her şeyden evvel; ana kucağında, baba ocağında öğrenir ve öğrenmesi gerekir. Öyle ise aileyi vücuda getirenlerin birbirlerine karşı mükellef bulundukları vazifeleri de kısaca gözden geçirelim.

ANA VE BABAMIZA KARŞI VAZİFELERİMİZ

Bu hususta Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Rabbin kat’î olarak ferman buyurdu ki:

Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
KOMŞU HAKKI ve TEBLİĞ...

Image

Yurt dışında bir vatandaşımız denk getirir, bir daire satın alır. Standardı belli olduğu için alış veriş öncesi içine girmemiştir. Tabiî anahtar eline geçtiği gün heyecanlıdır, hemen oraya yönelir.

Daire, güzel bir semttedir. Binanın önü ferah. Girişi rahat.

Yeni ev sahibi sıfatıyla bizimkinin memnuniyeti yüzüne de diline de yansımıştır. Yanındakilerle beraber neşeli neşeli binaya girer. Satın aldığı dairenin önüne bir hamlede ulaşır.

“–Güle güle oturmak nasîb olsun!” temennileri arasında anahtarları cebinden çıkarır. Uzun zamandır ilk defa anahtar görmüş olan kapalı kapıyı; «bismillâh» deyip açar.

Kapı, epey vakit açılmamış olduğundan dolayı, yata yata dizleri kireçlenmiş hasta gibi biraz tutukluk yapar. Fakat nihayet hatırını soran birinin çıkması üzerine, hoş geldiniz dercesine kendince keyifli sesler çıkartır. Duyduğu sevinci daha içten göstermek için de; haftalarca, aylarca, belki yıllarca birike birike üst köşesinde katman oluşturmuş tozları, gelenlerin başına sanki inci serpiyormuşçasına cömert bir şekilde yağdırır.

Devamını oku...
 
GEL KARDEŞİM!
Image

Arkadaşlık, komşuluk, dostluk...

Hayatımızda farkına varsak da varmasak da büyük bir etkiye sahip...

Sadece gençler, çocuklar için değil, yetişkinler için de...

Komşuluk sadece evlerde, apartmanlarda değil; dükkân komşuluğu da çok mühim... Yeter ki imkânlar; birlik-beraberlik için, dayanışma için, birbirimize iyiyi, doğruyu, güzeli anlatmak için fırsat olarak kullanılabilsin.
Devamını oku...