KAPAK | DOSYA
Image

Uzun bir gecenin sonunda yine sabah olmuş, perdenin kenarından içeri doğru sızan ışık huzmeleri sabah olduğunu ve güneşin yükselmekte bulunduğunu işaret ediyordu. Gece kaç defa uyandığını hatırlamıyor; «Gecelerin ne kadar uzun olduğunu hastalara sor» sözünün hakikatini şimdi yakînen müşâhede ediyordu.

Her ne kadar hava güneşli olsa da mevsim kış, hava soğuk; bütün vücudu elektrik verilmiş gibi titriyor. Bu titreme, soğuktan mı yoksa hastalıktan mı onu kestiremiyordu. Ortada bir şey varsa o da günlerdir, yattığı yatağında tir tir titrediğiydi.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Bir an bile istemem cihânı,
Aşkından uzakta kaldığım gün...
Geçmez sanmaktayım zamânı,
Hicranlı haberler aldığım gün...
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





GELENE SELÂM Yazdır E-posta
Yazar Hakkı ŞENER   

Güneş doğdu yeni bir gün başlıyor,
Giden gitti şimdi gelene selâm!..
Acı-tatlı hayat böyle işliyor,
Neşeyi kederi bölene selâm!..

Çalışıp bir lokma helâl uğruna,
Oğul arı gibi has bal uğruna,
Şanlı vatan, nazlı hilâl uğruna
Bir kınalı kurban olana selâm!..

Ayrılığı düşürmeden araya,
Tamahkâr olmadan köşke, saraya,
Senelerdir sızılayan yaraya,
Ehilce bir merhem bulana selâm!..

Ecdadına pür-ihtiram eyleyen,
Tebessümle günü bayram eyleyen,
Muhtaçken muhtaca ikram eyleyen,
Yetimin gözyaşın silene selâm!..

Taşı gömüp, sopaları saklayan,
Dal kırmadan, goncaları koklayan,
Yüreğini, kem fikirden paklayan,
Huzuru sevgiden bilene selâm!..

Garip Hakkı böyle eder niyazı,
Goncayı vurmasın kışın ayazı,
Biz ölünce üstümüze namazı,
Helâllik vererek kılana selâm!..

 
< Önceki   Sonraki >
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
AİLE VAZİFELERİ

Image

Aile; insanın, içinde doğup büyüdüğü ufak bir cemiyet demektir. Bu cemiyet; karı-koca, ana-baba, hısım ve akrabadan meydana gelir. İnsan; vatanına, milletine karşı borçlu bulunduğu saygı ve sevgi duygularını ilk önce burada alır. Aile; bütün sevgilerin, bütün fazîletlerin kaynağıdır. İnsan; büyüklere saygılı, küçüklere merhametli, bütün insanlara karşı faydalı ve hayırlı olmayı... sözün kısası; hem Allâh’ına, hem O’nun yarattıklarına karşı vazifelerini her şeyden evvel; ana kucağında, baba ocağında öğrenir ve öğrenmesi gerekir. Öyle ise aileyi vücuda getirenlerin birbirlerine karşı mükellef bulundukları vazifeleri de kısaca gözden geçirelim.

ANA VE BABAMIZA KARŞI VAZİFELERİMİZ

Bu hususta Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Rabbin kat’î olarak ferman buyurdu ki:

Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
CENNET ÇİÇEKLERİ
Image

Genç, gayretli bir imam-hatipti Yusuf Hoca. Başarılarının bir meyvesi olarak kısa zamanda fark edilmiş, şehir merkezindeki camilerden birine tayin olmuştu.

Mütebessim çehresi, dâvûdî sesi ve yardımseverliği ile kısa sürede kendini sevdirmesini bildi. Cami, bir külliye misali, namaz vakitleri dışında da dolup taşıyordu.

Bu merkezî caminin lojmanı yoktu. Fakat cami derneğinin desteği ile kısacık bir zamanda bu mesele de çözüme kavuşmuştu. Cemaat, hocalarını kiradan kurtarmak için seferber oldu.

Bu ihtiyaç için, zamanında alınmış olan arsaya hemen temel atıldı. Yalnız, inşaatla beraber kendini gösteren başka bir sıkıntı vardı. Lojman için ayrılan arsaya komşu olan Ayten Hanım, bu durumdan hiç de memnun değildi. Her fırsatta memnuniyetsizliğini dile getiriyor; dilini yay, sözlerini ise ok gibi kullanarak bu hayırsever insanların gönüllerini yaralamaktan geri durmuyordu. Yine bir bahar sabahı omzunda şalı, inşaatın başına geldi:
Devamını oku...
 
BİR ZİYARETİN ARDINDAN...

Image

Bayramın dördüncü günüydü, kayınvâlidemlerle birlikte bir akrabalarının oğluna yemeğe gitmeye niyetlendik. Yeni ev almışlar; «Hayırlı olsun, güle güle oturun...» diyeceğiz...

Aslında bu ziyaretle bir taşla birçok kuş vurmak istiyoruz. Evlendiler, çocukları oldu, büyüdü gidemedik. Gidince öğreniyoruz ki kızları beş yaşına basmış.

Büyük şehirlerde akrabalık ilişkileri malûm... Eski zamanlarda akrabalar çoğu zaman aynı bahçe içindeki evlerde yahut aynı sokakta, birbirine yakın adreslerde otururlarmış. Hâlen Anadolu’da öyledir. Hattâ Anadolu’dan İstanbul’a göç ettikten sonra da bir zaman bu âdet devam ettirilmiştir. Anne-baba ve kardeşler; aile apartmanının birer katında otururlar. Çocuklar beraber büyütülür, yaşlı anne-babaya beraberce bakılır. İşler yardımlaşarak yapılır. Aileden bir kızın çeyizi mi hazırlanacak, elbirliği yapılır. Bir delikanlı okula mı yazıldı yahut askere mi gidecek, büyükleri cebine harçlığını koyar...

Devamını oku...