KAPAK | DOSYA
Image

Uzun bir gecenin sonunda yine sabah olmuş, perdenin kenarından içeri doğru sızan ışık huzmeleri sabah olduğunu ve güneşin yükselmekte bulunduğunu işaret ediyordu. Gece kaç defa uyandığını hatırlamıyor; «Gecelerin ne kadar uzun olduğunu hastalara sor» sözünün hakikatini şimdi yakînen müşâhede ediyordu.

Her ne kadar hava güneşli olsa da mevsim kış, hava soğuk; bütün vücudu elektrik verilmiş gibi titriyor. Bu titreme, soğuktan mı yoksa hastalıktan mı onu kestiremiyordu. Ortada bir şey varsa o da günlerdir, yattığı yatağında tir tir titrediğiydi.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Yalnız yaşayamaz insan,
Dostum! «Ev alma, komşu al!»
Eğer huzur istiyorsan,
Dostum! «Ev alma, komşu al!»
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





GRUPLAR ÇOKTUR, VATAN BİR! Yazdır E-posta
Yazar Aynur TUTKUN   

Image«Sosyal Kimlik Teorisi»ni ilk ortaya atan İngiliz sosyal psikolog Henri TAJFEL (1919-1982) şöyle söyler:

“İnsanlar, kendilerini bir veya daha fazla grupla kategorize etme eğilimindedirler; çünkü bir gruba dâhil olmak insana, kim olduğu konusunda bir fikir vererek kendisini iyi hissettirir ve diğer gruplarla sınırları belirler.”

Tajfel 1970’li yıllarda yapmış olduğu meşhur deneyinden şu sonucu çıkarmıştır:

“Ayrımcılık ve çatışmayı tetiklemek için insanları gruplara ayırmanız yeterlidir. Ayrımın herhangi bir temeli olmasa bile kişiler, kendi gruplarını benimseyecek ve diğer gruba karşı tavır alacaklardır.”

Yine 1970’li yıllarda Iowalı (ABD) bir ilkokul öğretmeni olan Jane ELLIOTT, dış görünümünden dolayı sebepsiz yere ayrımcılığa uğramanın nasıl bir şey olduğunu öğrencilerine gösterebilmek için sıra dışı bir yöntem kullanmıştır.

Öğrencilerini mavi ve kahverengi gözlüler olarak iki gruba ayırmış, mavi gözlülerin diğerlerinden daha zeki ve üstün olduğunu; kahverengi gözlülerin onlarla aynı yerde oynamamaları gerektiğini, çünkü kahverengi gözlülerin yeterince iyi olmadıklarını söylemiştir. Kahverengi gözlülere, kahverengi gözlü olduklarını belli edecek işaretler taktırmıştır. Kısa bir süre içinde iki grubun da içinde bulundukları durumu benimsediğini fark etmiştir. Ve mavi gözlüler küçük birer nazi gibi davranırken, kahverengi gözlüler öğretmene ve mavi gözlülere karşı nefret hisleriyle dolmaya başlamışlardır.

...

İnsanlar arası gruplaşma bir gerçektir. Gruplaşmanın önüne geçmeye çalışmak, insan fıtratını hiçe saymaktır. Zira ilmî olması açısından yukarıda vermiş olduğumuz örneklere hiç ihtiyaç duymadan da sadece Kur’ân’ı referans alarak gruplaşmanın ne kadar tabiî olduğunu idrak edebiliriz. Kur’ân bize; inananlar-inanmayanlar, sâlihler-fâsıklar, ehl-i cennet-ehl-i cehennem gibi gruplamalarla örnekler verirken elbette fıtrî bir özelliğimizi dikkate almaktadır. Sağcı-solcu, Türk-Kürt, Sünnî-Alevî, lâik-dindar, açık-kapalı gibi gruplaşmaların kolayca oluşturulabilmesindeki temel sebep de budur.

İnsanın bir gruba dâhil olma isteği ve bu grubun normlarını, düşünce yapılarını benimsemesi gerçeği; dâhilî ve haricî düşmanlar tarafından öyle güzel kullanılır ki, bir ülke -özellikle de müslüman olanı- ne zaman toparlanmaya veya güçlenmeye başlayacak olsa bu hassas noktalara çomak sokulur.

Ayrımcılık ve çatışmayı tetiklemek için insanları grupçuluk yapmaya kışkırtmak yeterlidir! Bu ayrımda herhangi mantıklı bir temel olmasa bile, kişileri birbirlerine düşürmede gruplaşmaların, sinsice ön plâna çıkarılmasının bir ülkenin birlik ve beraberliğini bozarak onu yıkmak için takip edilebilecek en akıllıca yol olduğunu, birileri çok iyi bilmektedir.

Diğer yandan sosyal psikolojinin kurucusu sayılan Türk asıllı Muzafer SHERİF’in de bazı ideolojik suçlamalar sebebiyle küstürülüp Amerika’ya gitmeden önce Türkiye’de yapmış olduğu «dark room experiment» deneyinde, fertlerin grup içinde karar verirken ferdî kararlarından uzaklaştıklarını ve gruba uyum sağladıklarını ilmî bir şekilde ispatlamış olması bize bir gerçeği daha ifade eder;

Kişiler etkilenmeye yatkın varlıklar olarak şahsî tercihlerinden ve fikirlerinden vazgeçerek gruplarına uygun davranabilirler. Bu; aynı zamanda ihtiyaç duyanlar için, Kur’ân’ın neden iyilerle beraber olmayı tavsiye ettiği gerçeğine de ilmî açıklık getirir.

İnsanlar arası gruplaşma ve fertlerin gruptan etkilenmesi gerçeği vardır; fakat aklı başında birilerinin bu gerçeği ülkenin menfaatine yönlendirmesi gerekmektedir. Dindarlar arasındaki cemaatleşme gerçeği bundan 15-20 yıl kadar öncesinde olduğunun aksine bugün nasıl farklılık, ama aynı zamanda güzellik olarak telâkki ediliyorsa; bugün kavgaya sebebiyet vermesi için plânlanan Türk-Kürt ayrımı gibi konuları da farklılık ama aynı zamanda güzellik olarak algılamaya şiddetle ihtiyacımız vardır. Üzerimizde oynanan oyunları artık, geçmişte edindiğimiz tecrübelere göre millet olarak görebilecek kapasitedeyiz! Zira artık düşüncelerimizi daha rahat ifade edebilme özgürlüğüne ve kanallarına sahibiz.

ImageKendi ülkesinde yabancı gibi yaşamaktansa yabancı bir ülkede kendi gibi yaşamak felsefesiyle vatanından uzaklaşan küskün vatanseverlerin de; yabancıların ilmiyle de donanmış olarak kendi vatanlarında hizmet verme aşkıyla, kendi ülkelerine dönme vakti artık gelmiştir. Kırgınlıkları ve küskünlükleri bir kenara bırakarak; ne kadar kızdırılmış veya küstürülmüş olursak olalım, bu vatan için bir araya gelip çalışmamız gerektiğine de inancımız sonsuz olmalıdır. Daha başka acılar yaşanmaması için bir ve beraber olarak güçlenmeye, her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır.

Sherif’in ABD’ye gittikten sonra yaptığı «robber’s cave experiment» isimli deneyinde ise vardığı sonuçlardan biri de şu olmuştur; gruplar tek bir hedefe yöneldikleri zaman karşılıklı anlaşmazlıklar en az seviyeye iner.

Aile gibi en küçük gruptan tutun da cemaat, parti veya dernek gibi en büyük gruplara kadar her bir grubun önde gelenlerinin yani «öncülerinin» grup fertlerini daha geniş bir «BİZ» tanımına yönlendirmesi sorumluluğu vardır. Tıpkı sıcak savaş zamanlarında birbirimize sımsıkı kenetlendiğimiz gibi soğuk savaş zamanlarında da bu birlikteliğe ihtiyacımız vardır. Birlik ve beraberlik duygusuyla örülmüş, güçlü ve etkili, insanlığa faydalı, barışı, özgürlüğü ve adaleti ayakta tutacak bir devlet olma arzusundaysak!

 
< Önceki
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
HAKKI TEBLİĞ İÇİN... -1-

Image

VAZİFELERİMİZ

Cenâb-ı Hak; insanı, mârifetullah ve ibâdet için; yani Zâtını tanıyıp O’na hakkıyla kullukta bulunması için yarattı.

İbâdet etmek, bir başka ifadeyle kulluk etmek; her hâl ve harekette, öz, söz ve fiilde, devamlı sûrette Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına uygun yaşamaktır. Bu da hayatın tamamını; insanın kalbî, kavlî, fiilî bütün faaliyetlerini şümûlüne alır.

Rabbimiz’in bizleri aile, cemiyet, köy-şehir, millet gibi topluluklar hâlinde yaratmasının bir hikmeti de; bu imtihanın şartlarının, mes’ûliyetlerinin meydana gelmesi içindir. Cenâb-ı Hak, bize; namaz, zikir, tesbihat gibi ibâdetlerle beraber içtimâî vazifeler de veriyor. Çevremize de Cemâlî vasıflarla muâmele eden, merhametli, mütevâzı, hizmet ehli, müşfik, rakîk, hassas... hulâsa; kâmil bir insan şahsiyeti tevzî etmemizi istiyor. 

Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
CENNET ÇİÇEKLERİ
Image

Genç, gayretli bir imam-hatipti Yusuf Hoca. Başarılarının bir meyvesi olarak kısa zamanda fark edilmiş, şehir merkezindeki camilerden birine tayin olmuştu.

Mütebessim çehresi, dâvûdî sesi ve yardımseverliği ile kısa sürede kendini sevdirmesini bildi. Cami, bir külliye misali, namaz vakitleri dışında da dolup taşıyordu.

Bu merkezî caminin lojmanı yoktu. Fakat cami derneğinin desteği ile kısacık bir zamanda bu mesele de çözüme kavuşmuştu. Cemaat, hocalarını kiradan kurtarmak için seferber oldu.

Bu ihtiyaç için, zamanında alınmış olan arsaya hemen temel atıldı. Yalnız, inşaatla beraber kendini gösteren başka bir sıkıntı vardı. Lojman için ayrılan arsaya komşu olan Ayten Hanım, bu durumdan hiç de memnun değildi. Her fırsatta memnuniyetsizliğini dile getiriyor; dilini yay, sözlerini ise ok gibi kullanarak bu hayırsever insanların gönüllerini yaralamaktan geri durmuyordu. Yine bir bahar sabahı omzunda şalı, inşaatın başına geldi:
Devamını oku...
 
BİR ZİYARETİN ARDINDAN...

Image

Bayramın dördüncü günüydü, kayınvâlidemlerle birlikte bir akrabalarının oğluna yemeğe gitmeye niyetlendik. Yeni ev almışlar; «Hayırlı olsun, güle güle oturun...» diyeceğiz...

Aslında bu ziyaretle bir taşla birçok kuş vurmak istiyoruz. Evlendiler, çocukları oldu, büyüdü gidemedik. Gidince öğreniyoruz ki kızları beş yaşına basmış.

Büyük şehirlerde akrabalık ilişkileri malûm... Eski zamanlarda akrabalar çoğu zaman aynı bahçe içindeki evlerde yahut aynı sokakta, birbirine yakın adreslerde otururlarmış. Hâlen Anadolu’da öyledir. Hattâ Anadolu’dan İstanbul’a göç ettikten sonra da bir zaman bu âdet devam ettirilmiştir. Anne-baba ve kardeşler; aile apartmanının birer katında otururlar. Çocuklar beraber büyütülür, yaşlı anne-babaya beraberce bakılır. İşler yardımlaşarak yapılır. Aileden bir kızın çeyizi mi hazırlanacak, elbirliği yapılır. Bir delikanlı okula mı yazıldı yahut askere mi gidecek, büyükleri cebine harçlığını koyar...

Devamını oku...