KAPAK | DOSYA

Image

Serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn.
Bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn.
Bir afîf âile sessizliği var evlerde;
Örtüyor fakrı, asâletle çekilmiş perde.
Kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak...
Her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.

Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Anneciğim, sensin bana kol-kanat;
Çiçek çiçek açan dalındayım ben.
Rûhumdaki hoyrat seslere inat,
«Yavrum» diyen tatlı dilindeyim ben.
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





FÂTİHA'NIN SIRLARI Yazdır E-posta
Yazar İrfan ÖZTÜRK   

ImageBir gün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ashâbıyla beraber oturup bazı hususları görüşüyorlardı. O sırada uzaktan tef ve darbuka sesleri geldi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz sordu:

“–Mekke halkı arasındaki bu sevinç ve neşe havası nedir?”

“–Yâ Rasûlâllah! Ticaret kâfileleri Mekke’ye girmiş bulunuyor. Mekkeliler bunun sevinci içinde oynayıp, zıplıyorlar.”

“–Kalkınız, biz de dışarı çıkalım; onlara bakıp ibret alalım.”

Bu emir üzerine ashâb-ı kiram, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’le birlikte çıktılar ve küçücük bir toprak yığını üzerine oturdular. Şehre bir bir giren kâfileleri seyrettiler. Halk, orada her giren kâfileye dikkat ediyor ve;

“Şu falanın kâfilesi, şu Benî Ümeyye’nin kâfilesi, şu da filânın kâfilesi...” diye adlandırıyorlardı. Böylece yedi kâfile girinceye kadar bu isimlendirmeler devam etti.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz; onların develerine, ziynet ve mallarına, sevinç ve neşelerine bakınca ashâbı adına üzüldü. Çünkü o günlerde ashâb-ı kirâmın çoğu aç ve perişandı. Günlerce ekmek bulamayanları vardı. Hattâ birkaç gün hiçbir yiyecek temin edemeyenleri de eksik değildi. İşte bu Rasûlullâh’ı üzdü de kendi kendine;

“Allah şu kâfirlere birçok mal ve mülk vermiştir. Ashâbım ise bundan mahrum kalmıştır.” diye fısıldıyordu.

Bunun üzerine Cebrâil -aleyhisselâm- indi ve dedi ki:

“–Yâ Muhammed! Allah Sana şöyle buyuruyor:

«Andolsun ki Sana ey Muhammed, tekrar edilen yedi ikili âyeti (Fâtiha’yı) verdik.»

Kim bunu okursa Allah ona cehennemin yedi kapısını haram kılar. Bu sûre, ölüm müstesnâ her derde şifadır. Semâvî kitaplarda bu sûreden daha üstünü yoktur. Bu sûre inince iblis (Allâh’ın lâneti üzerine olsun) bağırmış, çırpınmıştı. Bu sebeple diğer iblisler onun etrafına toplanmış ve kendisine ne olduğunu sormuşlardı da onlara şu cevabı vermişti:

«Bilmiş olun ki, bugün bu ümmet üzerine bir sûre indi ki onu okuyan cennete girer. Ne hesap görür, ne de azap... O sûreyi okuyan kimseye güç yetiremezsiniz; yani onun hakkından gelemezsiniz. Artık hileleriniz, düzenleriniz bozuldu.»

İşte ey Muhammed! Sana verilen bu yedi âyetli sûre, kâfirlere verilen şu yedi kâfileden çok hem de çok hayırlı değil midir?”

Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Elbette ki bu yedi âyetli sûre (Fâtiha) daha hayırlıdır.”

Cebrâil, Fâtiha’nın taşıdığı yüksek sevap ve mânâyı ümmete bildirmek için dedi ki:

“–Yâ Muhammed! Şu Sana indirilen Fâtiha’yı onların yedi kâfilesiyle değiştirmez misin?”

“–Hayır, değiştiremem.”

“–O hâlde Rabbinin Sana vermiş olduğu bu sûrenin hürmetini (yüceliğini, fazîletlerini) bil!

Sonra Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şu âyeti okudu:

“Kâfirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme; onlara üzülme, inananları kanatlarının altına al.” (el-Hicr, 88)

Büyük âlim Atâ Hazretleri’nden soruldu:

“–Fâtiha-i Kitab ne vakit nâzil oldu?”

“–Mekke’de Cuma günü indi. Bu, Allâh’ın Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e olan bir ikrâmı idi. Fâtiha ile birlikte Cibrîl-i Emîn inerken çevresinde yetmiş bin melek bulunuyordu.

Bu sûre Rasûlullah Efendimiz’den önce kimseye verilmemiştir.” diye cevap verdi.

Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler. (Tefsîr-i Hanefî)

Bir başka rivâyette şöyle buyurulur:

“Bir milletin ya da topluluğun üzerine hükmolunmuş, kesinleşmiş azabı Allah gönderir. O milletin ya da topluluğun çocuklarından biri mektepte;

«EL-HAMDÜ LİLLÂHİ RABBİ’L-ÂLEMÎN...» okumaya başlar. Allah, o yavrunun bu sesini işitince, onun sebebiyle o milletten ya da topluluktan kırk yıl azabı kaldırır.”

Denilmiştir ki;

«On şey, on şeyi engeller:

1. Fâtiha Sûresi, Allâh’ın gazabını,

2. Yâsîn Sûresi, kıyâmet günündeki susuzluğu,

3. Duhân Sûresi, kıyâmet korku ve dehşetini,

4. Vâkıa Sûresi, fakirliği, miskinliği,

5. Mülk Sûresi, kabir azabını,

6. Kevser Sûresi, hasımların kinini,

7. Kâfirûn Sûresi, ölüm ânında küfrü,

8. İhlâs Sûresi, ikiyüzlülüğü, samimiyetsizliği,

9. Felâk Sûresi, hased edenlerin hasedini,

10. Nâs Sûresi, vesveseyi engeller.” (Mişkâtü’l-mesâbih)

Yine rivâyette şöyle söylenmiştir:

“Kim evine geldiğinde HAMD Sûresi’yle İHLÂS Sûresi’ni okursa, Allah ondan fakirliği giderir, evinin hayr u bereketini çoğaltır.” (Tefsîr-i Fâtiha)

Sabah namazının sünnetiyle farzı arasında kırk bir defa Fâtiha okumaya devam eden kimse, ne gibi bir makam ve mevkî arzu ederse onu elde etmiş olur. Fakir ise zengin olur, borçlu ise borcu ödenir. Hasta ise şifa bulur, zayıf ise güç ve kuvvet bulur. Garip ise izzet ve şeref elde eder. Halk arasında mukayese edilemeyecek kadar itibar kazanır. Süflî ve ulvî âlemlerde sevimli olur. Sözü dinlenir, işi beğenilir. Düşmanının yanında korkunç ve heybetli görünür. Dostunun yanında da son derece sevilir. O, buna devam ettikçe Allah tarafından devamlı bir emniyet içinde bulunur.

ImageMârifet erbabından bazı ilim adamları; Fâtiha-i şerîfin bini zâhir, bini bâtın olmak üzere iki bin özelliğinin bulunduğunu söylemişlerdir. Gece ve gündüz bu sûreyi okumaya devam eden kimseden tembellik ve korku kalkar. Allah onun içini ve dışını her türlü nefsânî âfetlerden, şeytânî isteklerden temizler. Allah ona hem zâhirde, hem bâtında ledünnî ilmi ilham eder. Fâtiha’yı okuyan tam bir istikamet üzere bulunur.

Hâdimî merhum diyor ki:

“Sûfî; oturarak, ayakta iken, süvari bulunurken, yaya yürürken ve bütün durumlarında Fâtiha-i şerîfeyi okumaya vaktini ayıracak ve bunu bol bol yapacaktır.” (Allah, bizi de sizi de buna devam etmemiz için muvaffak eylesin!..)

Şeyh el-Bevnî -rahmetullâhi aleyh- Şemsü’l-Maârif adlı kitapta diyor ki:

“Allah, bizi ve sizi muvaffak eylesin. Şüphesiz ki Fâtiha-i şerîfenin hayret verici hassaları vardır.”

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyuruyor ki:

“Kim FÂTİHA’yı döşeğine uzandığında okur ve beraberinde üç İHLÂS ile MUAVVİZETEYN’i de okursa, ölümden başka her şeyden güven içinde olur.”

Şeyh Muhyiddin Arabî -kuddise sirruh- Hazretleri’nden yapılan rivâyete göre, demişler ki:

“Kimin bir hâceti varsa, akşam namazının farzını ve sünnetini kılıp henüz yerinden kalkmadan kırk defa Fâtiha-i şerîfe okusun ve sonra murâdını Allah’tan istesin. Şüphesiz ki Allah Teâlâ onun murâdını mutlaka yerine getirir. (Bu denendi ve fayda sağlandı.) Bu sayı tamamlanınca şu duâyı okusun:

“Yâ ilâhî Sen’in ilmin benim isteğime yeterlidir. Fâtiha’nın hakkı için istek yönünden Sen bana kâfî ol!.. Sen’in keremin benim sözüme karşı kâfîdir. Fâtiha’nın hakkı için bana kâfî ol! Gönlümde olanı meydana getir.”

Yine şöyle buyurulmuştur:

“Fâtiha, mü’minlerin maksadına açılan kapıdır. Kim onu yedi gün abdestli olarak günde yetmiş defa okur da tertemiz bir suya üfler ve onu içerse; Allah kendi fazl u kereminden ona ilim ve hikmet verir, kalbini fâsit düşüncelerden temizler, onun zekâsını artırır, hâfızasını güçlendirir. Artık bir daha unutmaz olur.”

Sırru’l-Fâtiha adlı kitapta da bu rivâyetlere yer verilmiştir.

Fâtiha’nın özelliklerinden biri de şudur:

Bulunduğu makam ve mevkîden azledilen kimse; sabah namazının sünnetiyle farzı arasında kırk gün bir noksanlık yapmadan kırk bir defa olmak üzere her gün Fâtiha-i şerîfeyi okuyacak olursa, Cenâb-ı Hak, onun makam ve görevini veya ondan daha iyisini verir. Fâtiha’nın esrârı bereketiyle bu, gerçekleşir. Allah ona sâlih bir evlât da verir.

Bütün bunlar Fâtiha-i şerîfenin bereketi ve esrârı ile olur. Fâtiha’nın bir nice özellikleri vardır. Allah, hayır kapılarını ona devam edene açar. Malında ve canında bereket bulur. Köklü konularda sözü geçerli olur. Allah, onu zamanın üzücü olaylarından kurtarıp güven içinde bulundurur. Açlık ve fakirlik gibi üzücü ve ezici şeylerden korur. Onun sevgisini gönüllere yerleştirir. Allah’tan meşrû olarak ne isterse mutlaka kendisine verilir.

Rabbim, cümlemizi müstefîd olanlardan eylesin.

Âmîn...

 
< Önceki   Sonraki >
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
Bir Saâdet Ölçüsü HAYATA BAKIŞ TARZI
Image

Bir nesne; farklı açılardan ve farklı yerlerden bakıldığında, duruma göre, farklı ölçü ve şekillerde algılanabilir. Bu izâfiyet; mefhumlar için de geçerlidir. Nitekim insanın rûhî keyfiyeti, idrak, zekâ, muhâkeme, müktesebât... gibi zihnî değerleri çerçevesinde; bir mesele hakkındaki kanâati de farklı tarzlarda tezâhür edebilir. İnsanlıkla beraber başlayan, nefsâniyet ve ihtiraslarla körüklenen fikrî ayrılıklar; amansız mücadelelere de sebebiyet verir. Cemiyetler; boş ve kısır ihtilâflar girdabında, buhranlarla can çekişir. İçtimâî hayatı ifsad eden bu fenalıklar; daha Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’ın oğulları zamanında başlamıştır. İhtiraslarına esir olan Kābil, akl-ı selîmi temsil eden Hâbil’i öldürerek ilk cinayeti işlemiştir.
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
CENNET ÇİÇEKLERİ
Image

Genç, gayretli bir imam-hatipti Yusuf Hoca. Başarılarının bir meyvesi olarak kısa zamanda fark edilmiş, şehir merkezindeki camilerden birine tayin olmuştu.

Mütebessim çehresi, dâvûdî sesi ve yardımseverliği ile kısa sürede kendini sevdirmesini bildi. Cami, bir külliye misali, namaz vakitleri dışında da dolup taşıyordu.

Bu merkezî caminin lojmanı yoktu. Fakat cami derneğinin desteği ile kısacık bir zamanda bu mesele de çözüme kavuşmuştu. Cemaat, hocalarını kiradan kurtarmak için seferber oldu.

Bu ihtiyaç için, zamanında alınmış olan arsaya hemen temel atıldı. Yalnız, inşaatla beraber kendini gösteren başka bir sıkıntı vardı. Lojman için ayrılan arsaya komşu olan Ayten Hanım, bu durumdan hiç de memnun değildi. Her fırsatta memnuniyetsizliğini dile getiriyor; dilini yay, sözlerini ise ok gibi kullanarak bu hayırsever insanların gönüllerini yaralamaktan geri durmuyordu. Yine bir bahar sabahı omzunda şalı, inşaatın başına geldi:
Devamını oku...
 
GEL KARDEŞİM!
Image

Arkadaşlık, komşuluk, dostluk...

Hayatımızda farkına varsak da varmasak da büyük bir etkiye sahip...

Sadece gençler, çocuklar için değil, yetişkinler için de...

Komşuluk sadece evlerde, apartmanlarda değil; dükkân komşuluğu da çok mühim... Yeter ki imkânlar; birlik-beraberlik için, dayanışma için, birbirimize iyiyi, doğruyu, güzeli anlatmak için fırsat olarak kullanılabilsin.
Devamını oku...