KAPAK | DOSYA
Image

Uzun bir gecenin sonunda yine sabah olmuş, perdenin kenarından içeri doğru sızan ışık huzmeleri sabah olduğunu ve güneşin yükselmekte bulunduğunu işaret ediyordu. Gece kaç defa uyandığını hatırlamıyor; «Gecelerin ne kadar uzun olduğunu hastalara sor» sözünün hakikatini şimdi yakînen müşâhede ediyordu.

Her ne kadar hava güneşli olsa da mevsim kış, hava soğuk; bütün vücudu elektrik verilmiş gibi titriyor. Bu titreme, soğuktan mı yoksa hastalıktan mı onu kestiremiyordu. Ortada bir şey varsa o da günlerdir, yattığı yatağında tir tir titrediğiydi.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

“Ashâbım! Size, benden soracaklar mahşerde,
Ne söyleyeceksiniz, o feryat dolu yerde?..”
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





İŞTE DURULUK VE BERRAKLIK... Yazdır E-posta
Yazar M. Ali EŞMELİ   

ImageAğustos böceği haykırıyordu:

–Bunca işi yapmak mümkün değil!

Karınca gülerek cevapladı:

–Mümkün!

–Sen kafayı yemişsin! Nasıl biter bunca iş?

–Devamlı gayretle.

–Ciğer çatlar, kim dayanır bu kadar gayrete!

–Gayret, yatmaktan daha dinlendiricidir...

–Lâf!

–İraden ne kadar da saf!

–Nedenmiş o?

–Neden olacak, hayatın gerçeğini hayaline kurban ediyorsun!

–Kafam karıştı!

–Hiç karışmasın. Çünkü hayatta en girift görünen meseleler bile karışık değil. Hepsi de billûr gibi.

–Nasıl olur, bana her şey bulanık görünüyor.

–O senin gözünün ve özünün bulanıklığından. Yoksa her şey o kadar duru ki...

Tabiî;

Görmek için billûr bir bakış gerek.

Çözmek için de duru bir vukûfiyet gerek.

Billûrluk ve duruluğu bozduğunuz an, en basit iş bile karmakarışık bir hâle döner. İşin içinden çıkılmaz. Üstüne gittikçe düğümler artar. Telâş gırtlağa dayanır ve nefes aldırmaz. Yapılacak işler, üst üste yığılır. İnsan; işten ziyade onun sadece sıkıntısını yüklenerek zamanı da, hayatı da öldürür.

Talebelik yıllarımda aynı ortamda kaldığımız bir arkadaşımız, kendi nöbet gününden bir gün önce büyük bir telâş içinde bana geldi ve;

“–Ağabey, iki gün sonra çok ağır bir dersten imtihan var. Benim için çok önemli, geçip geçmeyeceğim ona bağlı. Ne olur beni nöbetten muaf tutun.” dedi.

“–Peki!” dedim.

O akşam, erkenden yattı. Sabahleyin de çok geç kalktı. Kahvaltısını yapıp tekrar yattı ve öğleye kadar yine uyudu. Sonra oflaya puflaya okula gitti. Diğer akşamını ve sabahını da aynı şekilde hiç etti.

Şaşırdım. Sessizce seyrettim sadece. Zavallı; ne vazifesini yapmıştı, ne de dersine çalışmıştı. Buna rağmen öyle yorgun ve bitkindi ki, insanın doktora götüresi geliyordu. Belki çalışmış olsa bu kadar yorulmazdı. «Niye böyle acaba?» diye düşünürken şu Arap atasözünü hatırladım:

“Yapman gereken bir şeye niyet edince hemen onu gerçekleştir! Tâ ki boşuna onun sıkıntı ve stres ağırlığını çekmeyesin!”

Çünkü stresinin ağırlığı, o işin ağırlığının on katıdır, eğer yapılması uzarsa bu ağırlık katlana katlana devam eder, yüz olur, bin olur, milyon olur. Bir de insanı, ne yapacağını bilemez hâle sokar ki; bu da ayrıca belâlı bir yük.

Sırf bu gafletten dolayı nice üç kiloluk işler ve vazifeler bazıları için önce üç tonluk bir hâle, sonra da kaldırılamaz bir ağırlığa ve zorluğa dönüşmektedir.

Ondan sonra da gökteki bulutları bile omzunda yük gören bir erinme başlamakta.

Hiç unutmam; küçük yaşlarda iken soğuk kış günleri gelip de sular buz gibi olduğunda bazı yaşıtlarımız, bir dakika sürecek olan abdesti alayım mı almayayım mı diye çeşme başında bir saat harcarlardı. Öyle yorulurlar ve üşürlerdi ki. Abdesti almamazlık da etmezlerdi, ama bir dakika yerine saatler de kendileri de tükenirdi.

Bu hâlin hayattaki yansımaları, hiç şüphesiz daha yorucu ve yıpratıcı.

Lâkin;

Yaptığı ve yapacağı işte duruluk elde edemeyenler, bu gerçeği bir türlü göremezler. Onlar, daima işin rahat ve kolayına kaçtıklarını zannederek daha ağır ve yorucu olan tarafa kayıverirler. Sonunda çözümsüz problemlerin ortasında dirençleri çözülür de çaresizlik yatağına yığılır kalırlar. Kafaları karışık, gönülleri dolambaç, ayakları çarpık, bakışları şaşı bir vaziyette doğru görüş ve davranıştan uzak düşerler. Üstelik, beyinlerinde oluşturdukları sisli atmosferler yüzünden tespit ve teşhisleri de hep yanlış olur. En duru ve billûr işler bile onlara berrak ve duru gelmez. Çünkü özleri de gözleri de duruluk vasfını yitirmiştir.

Fakat;

İşler ne kadar karmaşık ve dağınık da olsa, duruluk ve billûrluk vasfına sahip olanlar için durum farklıdır. Onlara en zor ve sisli işler dahî bir yudum su içercesine kolaylık arz eder. En kördüğümler bir bakışta çözülür. Dağ yığınları hâlindeki problemler bir nefeste aşılır. Ne telâş olur ne eksi endişe...

Bu bakımdan;

Bir iş yapmadan önce mutlaka durulmalı, billûrlaşmalı. Her şeyi net görmeli, bütünü tamamen kavramalı, ondan sonra adım atmalı...

Yani bir mânâda:

Önce duru bir organize, sonra tozu dumana katan bir icraat...

ImageGerçekten de;

Billûr ve duru bir noktaya gelmeden başarı mümkün değil. Derslerine çalışmaya gayret eden fakat bunu neticeye yansıtamayan bir delikanlı mazeret olarak;

“–Cevapları biliyorum, fakat imtihan esnasında heyecanlanıyorum.” dedi.

Sordum:

“–Hiç seksen veya doksan aldığın ders var mı?”

“–Olmaz mı hocam, var tabiî.”

Tekrar sordum:

“–Peki, o dersin imtihanında seni bu bahsettiğin heyecan sarmadı mı hiç?”

“–Fakat hocam, o dersi çok iyi biliyordum.”

O zaman dedim ki:

“–İşte şimdi heyecan problemin çözüldü.”

“–Nasıl hocam?”

“–Bak, çok iyi bildiğin derste heyecanlanmadığına göre, diğer derslerin imtihanındaki heyecan ve kafa karışıklığın, bilgindeki yetersizlik, yarımlık ve bulanıklıktan görünüyor. Evet biliyorsun, fakat net ve duru bir şekilde değil. Bu durumda tabiî ki cevap vermen mümkün olmuyor. Öyle değil mi?”

“–Öyle hocam.”

“–Öyleyse bilgilerini berrak bir hâle dönüştürmeye bak, o zaman sende heyecan ve başarısızlık nâmına bir şey kalmayacak.”

 
Sonraki >
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
ZEMİN ÇALIŞMASI!..
Image

Orhan, gün geçtikçe okuduğu ilâhiyat fakültesinin ehemmiyetini ve ilmi ihlâsla mezcederek okumanın ne kadar zarûrî olduğunu daha yakından idrâk etmeye başlamıştı. Çünkü dış dünyadan tatlı meltemler gibi esmekte olan zehirli fikirler ve sakat felsefeler karşısında dirâyetli gönüllere, basîretli erbâb-ı ilme, yani ehil kimselere ihtiyaç çoktu.

Hazret-i Peygamber’e gerçek vâris olabilecek gerçek âlimler her zaman yetişmeliydi.

Yoksa;

“Kedilerin olmadığı yerde fareler cirit atar.” gerçeğine binâen ehil ve ehliyetli kimselerin olmaması hâlinde sakat felsefeler ve zehirli fikirler kendine zemin bulurdu.
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
Kur'ân-ı Kerim'den Eğitim Prensipleri -3- BİRLİKTE YAŞAMAK
Image

Birlikte yaşamak...  

Ülkemizde ve dünyamızda artık sık sık duymaya başladığımız bir kavram...

Âşık Veysel;

Koyun kurt ile gezerdi,

Fikir başka başk’olmasa...

diyor. Fikirler, inanışlar, alışkanlıklar, değerler aynı olmayınca, birlikte yaşamak da zorlaşır. Çünkü davranışlar, fiiller; inanç ve değerlere dayanır.

Meselenin dünü ve bugünü:
Devamını oku...
 
MODERN YALNIZLIK

Image

Malî durumuna göre güzel sitelerde veya rezidanslarda yaşamak büyük şehirlerdeki modern insanın tercihi oluyor artık. Görünen o ki; modern çağın pisliklerinden, gürültülerinden, olumsuzluklarından uzak olmak, korunmak ve rahat etmek için böyle bir tercihte bulunuluyor. Sitelerin etrafına örülen yüksek duvarlar, kapılarına konulan bekçiler; güvenliği sağlamakla birlikte, içeriden dışarıya ve dışarıdan içeriye olan iletişimi ve münasebeti de kesiyor. Çağımızda her şehirlinin hayalini kurduğu bu sistemin, sıradan bir apartman hayatından daha tehlikeli olan yanı; ona sahip olan ya da sahip olmak için uğraşanların, her geçen gün daha çok maddî imkâna kavuşması, fakat daha çok yalnızlaşması oluyor!

Devamını oku...