KAPAK | DOSYA
Image
Bilim adamları pek çok milletten kırk bin kişiye çeşitli fotoğraflar göstererek nasıl tepki gösterdiklerini takip etmişler. Hangi milletten olursa olsun bütün insanların dışkı, kokuşmuş et, iltihap ilh. necis maddelerden tiksindiğini tespit etmişler. Bu da temizlik duygusunun, sonradan öğrenmekten gelmediğini, insanın fıtratında var olduğunu gösteriyor. Bütün insanlarda ortak olan reflekslerden birinin tiksinme refleksi olması da bunu destekliyor.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..
Acı ama gerçek; insanlık yanar,
Kor olan yüreği söndüren gelsin!..
Dehşeti seyreden vicdanlar kanar;
Kanayan yarayı dindiren gelsin!..
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil

EDİRNE'DEN ARDAHAN'A Yazdır E-posta
Yazar Nihad Sâmi BANARLI   

ImageEdirne’den Ardahan’a bugünkü Türkiye topraklarını özetleyen sözdür. Bu başlık altında vatan köşelerinden türküler dinliyoruz.

Bu çizgi üzerinde adım adım yürümek, her adımda bir sevgiliyle karşılaşır gibi, halktan birini görmek; Türkçeyi onların dilinden; türküleri onların neşesinden dinlemek...

Bu nokta, insana rikkat veriyor. Bunca köyün halkını türkülerin neşesi içinde tahayyül güzel, fakat hakikat bu mu? Bu türkülerde çok derin elemlerin, çok köklü hicranların sesleri yok mu?

Bizce Edirne’den Ardahan’a başlığı bile bir hicran cümlesidir. Hakikatte bu çizgi, onun en az dokuz defa büyüğünden elimizde kalandır.

Vaktiyle Nâmık Kemal’in eserlerinden, onun vatan tarifini hülâsa eden şöyle bir cümle tertiplemiştim:

“Başı İstanbul’a yaslanmış, saçları Balkanlarda dalgalanan; bir kolu Peygamber’in diyârına uzanmış, öbür kolu Kerbelâ’ya el atmış; fakat göğsü Anadolu’da ve kalbi, yine ve mutlaka Anadolu’da çarpan büyük ve mukaddes bir vücut.”

 Hürriyet şairi, bu vatanı;

“Destanlarda görülen âsûmânî heykeller gibi, başı küre-i arzın bir kıtasına yaslanmış, vücudu bir başka kıtasına sarılmış ve ayakları diğer bir kıtasına uzanmış...” gibi cümlelerle tasvir ediyor. Vâveylâ şiirindeki;

Git vatan! Kâbe’de siyâha bürün!
Bir kolun Ravza-i Nebî’ye uzat!
Birini Kerbelâ’da Meşhed’e at!
Kaînâta o hey’etinle görün!

mısrâlarını da bu anlayış içerisinde söylüyordu.

O zamanın vatanı buydu. İttihat ve Terakkî devrinde ise, bu vatanı daha da büyütmek için devlet politikasında bir Tûran ideali belirdi. Ziyâ GÖKALP’e göre Tûran;

«Ne Türkiye, ne de Türkistan olan, daha büyük bir vatan»dı. Fakat biz bu ideal vatan uğruna zamansız bir harbe girince Nâmık Kemal’in çizdiği haritanın dokuzda birine döndük.

Edirne’den Ardahan’a, işte bu dokuzda birinin ifadesidir.

Burada hazin bir nükte hatırlıyorum. Ziya GÖKALP; ülküsündeki vatanı Türkiye, Oğuzlar ülkesi, Tûran gibi üç bölgede bütünlüyordu. Onun gerek mefkûre, gerek ilim alanında böyle böyle üçüzlü taksimler yapmak âdetiydi. Fakat bu ideal adamı, Türkiye’nin tâlihsiz bir devrinde geldiğinden, ülkülerinin hemen hiç biri gerçekleşemiyordu. İstiklâl Harbi kazanıldıktan sonra, elimizde kalan vatan; işte bu Edirne’den Ardahan’a çizgisiyle gösterilendi.

Bir toplantıda bu konuşulurken Gökalp yine söz almış ve;

“–Şimdi...” demiş. “Elimizde bir Anadolu, bir parça da Trakya var. Bence şu vatanı da üç bölüm dâhilinde mütâlâa etmek...”

Demeye kalmamış orada bulunan nüktedanlardan biri;

Image“–Aman, Ziyâ Bey!” demiş. “Bunu bari üçe bölmeye kalkma!.. Korkarım sonra bundan da oluruz...”

Süleymâniye’de Bayram Sabahı adlı destânî şiirinde ise Yahya Kemal, eski engin vatanının hâtırasıyla duyguludur:

Gökte top sesleri, bir bir nerelerden geliyor?
Hep birer hâtıranın kaldığı yerden geliyor:
Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan!
Anıyor her biri bir vak’ayı hasretle bu an...
Belgrad’dan mı, Budin, Eğri ve Uyvar’dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş yüce dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki donanmayla seferden geliyor!
Adalar’dan mı, Tunus’dan mı, Cezâyir’den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor:
O mübârek gemiler hangi seferden geliyor?

Edirne’den Ardahan’a kadar Türkiye türkülerini bu hâtıraların, bu düşüncelerin ve bu duyguların atmosferi içinde dinliyorum. Bu türküler bende bir nostalji uyandırıyor. Elimizdeki -hâlâ güzel ve kıymetli- vatanı olsun muhafaza edebilmemiz için şu; «Sen-Ben» kavgasını bırakıp bu toprakları, üzerindeki insanlarla birlikte sevmek ve artık; «O parçalanmasın!» diye parçalanırcasına çalışmak gerektiğine inanıyorum.

Çünkü eski maddî büyüklüğünü kaybeden vatanın; bize kalkınma ve gelişme imkânı verecek; mânevî büyüklüğü, bereket versin ki hâlâ elimizde kalan topraklardadır.

 
Sonraki >
 
65.jpg
Yüzakı Kitapları
Yüzakı Eğitim Rehberi 2
Yüzakı Eğitim Rehberi 2

Sır ve Hikmet
Sır ve Hikmet

Gülümüz ve Gül Günlerimiz
Gülümüz ve Gül Günlerimiz

En Güzel!..
En Güzel!..

Benim Değil
Benim Değil

Yüzakı Eğitim Rehberi 1
Yüzakı Eğitim Rehberi 1

İhlas ve Takva
İhlas ve Takva

Muhabbet ve Mârifet
Muhabbet ve Mârifet

Gün Ortası
Gün Ortası

Sebebi Sensin
Sebebi Sensin

YÜRÜDÜ, YÜRÜDÜ...
Image
Bu yazı dizisi, hayalî bir roman tekniğiyle değil, cemiyetin içinde yaşadığı hâdiseler ve ulvî hakikatler etrafında oluşan gerçekleri ve meseleleri canlandırma, tasvir, konuşma ve sohbet üslûbu ile kaleme alınmıştır. Bir yanda zulmet ve onun hüsran dolu ahvâli, diğer yanda ezelî ve ebedî nûrun nimet ve bereketli ahvâli. Bu ikisinin arasında zulmetten nûra açılan bir hidâyet penceresi...

Orhan, Yûnus Dede’nin sohbetinden çıktıktan sonra âdeta bahar mevsiminde ve müstesnâ bir gül bahçesinde huzûrun zirvesini yaşayan talihli bir kuş gibiydi. Durmadan şakıyan bir kuş gibi. Bu sebeple dönüş yolunda durmadan kendisi konuştu, Doktor Selim Bey de tebessümle mukabele etti:
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
Maddede, Mânâda, Her Şeyde ÖNCE TEMİZLİK...
Image
İHL talebeleri olarak 1988’de gittiğimiz umre ziyaretindeydi.

Kâbe’nin Hacerü’l-Esved tarafındaki müezzinliğin altında oturuyorduk.

Orada tanıştığımız bir doktor, bize Almanya’da yaşayan bir doktor arkadaşından temizlikle ilgili şu ibret ve hikmet dolu hâtırayı anlattı:

Türk doktorun vesilesiyle 60’lı veya 70’li yıllarda bir Alman doktor müslüman olmuştu. Alman doktorun en bariz özelliği de temizlikti. Meşhur ifadesiyle temizlik hastasıydı. Zaten İslâm’ın temizliğe verdiği ehemmiyet de onun müslüman olmasında hayli tesirli olmuştu. Hele fıkıh kitaplarımızın ilk bahsinin temizlik oluşuna hayran kalmıştı. Samimî bir gönülle îmanın gerektirdiği vecîbelere/vazifelere de candan bismillâh demişti. Kendisinin müslüman olmasına vesile olan Türk doktora dedi ki:
Devamını oku...
 
İsraftan Kaçınmayı, Fedâkârlığı, Hizmeti...ÇOCUKLARIMIZ NASIL ÖĞRENİR?
Image
Dükkânda oturuyorum, komşudan bir ses geldi.

Bir gürültü-parıltı... Kavga olduğu belli.

Fakat komşu olunca biz de ilgilenmek zorunda hissettik kendimizi. Dışarı çıktık. Ne oluyor ne bitiyor görmek, gerekirse ayırmak, barıştırmak için komşuya gittik. O da bizim gibi ayakkabıcı.

Bir de baktık ki annesiyle kavga ediyor. Birbirlerine bağırıp çağırıyorlar, sesleri ta benim dükkâna geliyor.
Devamını oku...