KAPAK | DOSYA
Image

Son yıllarda Türkiye’nin Orta Doğu ile daha fazla alâkadar olduğu bir gerçektir. Bu durum, ülkemizde ve çevre ülkelerde farklı tepkilerin oluşmasına sebep oldu. Bazı yabancı ülkeler gibi bizden bazıları da; «Acaba eksenimiz mi kayıyor?» endişesine kapılırken değişik çevrelerde bir «neo-Osmanlıcılık» kaygısı da dillendirilmeye başlandı. Hislerine mağlûp tabiatımız gereği, bazılarımızın hamâsî duygularının kaynaması da bu kaygıyı körükledi.

Hâlbuki son zamanlarda Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik sevindirici ilgisi, ayakları yere basan gerçekçi bir düşünce ile ele alınmalıdır. Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918’de fiilen, 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla da resmen tarihe karıştığı ve artık eski hâliyle yeniden sahne almasının imkânsız olduğu unutulmamalıdır.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Her seher dilde bir gül,
Biter Allah aşkına!..
O dil ki olur bülbül,
Öter Allah aşkına!..
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





EDİRNE'DEN ARDAHAN'A Yazdır E-posta
Yazar Nihad Sâmi BANARLI   

ImageEdirne’den Ardahan’a bugünkü Türkiye topraklarını özetleyen sözdür. Bu başlık altında vatan köşelerinden türküler dinliyoruz.

Bu çizgi üzerinde adım adım yürümek, her adımda bir sevgiliyle karşılaşır gibi, halktan birini görmek; Türkçeyi onların dilinden; türküleri onların neşesinden dinlemek...

Bu nokta, insana rikkat veriyor. Bunca köyün halkını türkülerin neşesi içinde tahayyül güzel, fakat hakikat bu mu? Bu türkülerde çok derin elemlerin, çok köklü hicranların sesleri yok mu?

Bizce Edirne’den Ardahan’a başlığı bile bir hicran cümlesidir. Hakikatte bu çizgi, onun en az dokuz defa büyüğünden elimizde kalandır.

Vaktiyle Nâmık Kemal’in eserlerinden, onun vatan tarifini hülâsa eden şöyle bir cümle tertiplemiştim:

“Başı İstanbul’a yaslanmış, saçları Balkanlarda dalgalanan; bir kolu Peygamber’in diyârına uzanmış, öbür kolu Kerbelâ’ya el atmış; fakat göğsü Anadolu’da ve kalbi, yine ve mutlaka Anadolu’da çarpan büyük ve mukaddes bir vücut.”

 Hürriyet şairi, bu vatanı;

“Destanlarda görülen âsûmânî heykeller gibi, başı küre-i arzın bir kıtasına yaslanmış, vücudu bir başka kıtasına sarılmış ve ayakları diğer bir kıtasına uzanmış...” gibi cümlelerle tasvir ediyor. Vâveylâ şiirindeki;

Git vatan! Kâbe’de siyâha bürün!
Bir kolun Ravza-i Nebî’ye uzat!
Birini Kerbelâ’da Meşhed’e at!
Kaînâta o hey’etinle görün!

mısrâlarını da bu anlayış içerisinde söylüyordu.

O zamanın vatanı buydu. İttihat ve Terakkî devrinde ise, bu vatanı daha da büyütmek için devlet politikasında bir Tûran ideali belirdi. Ziyâ GÖKALP’e göre Tûran;

«Ne Türkiye, ne de Türkistan olan, daha büyük bir vatan»dı. Fakat biz bu ideal vatan uğruna zamansız bir harbe girince Nâmık Kemal’in çizdiği haritanın dokuzda birine döndük.

Edirne’den Ardahan’a, işte bu dokuzda birinin ifadesidir.

Burada hazin bir nükte hatırlıyorum. Ziya GÖKALP; ülküsündeki vatanı Türkiye, Oğuzlar ülkesi, Tûran gibi üç bölgede bütünlüyordu. Onun gerek mefkûre, gerek ilim alanında böyle böyle üçüzlü taksimler yapmak âdetiydi. Fakat bu ideal adamı, Türkiye’nin tâlihsiz bir devrinde geldiğinden, ülkülerinin hemen hiç biri gerçekleşemiyordu. İstiklâl Harbi kazanıldıktan sonra, elimizde kalan vatan; işte bu Edirne’den Ardahan’a çizgisiyle gösterilendi.

Bir toplantıda bu konuşulurken Gökalp yine söz almış ve;

“–Şimdi...” demiş. “Elimizde bir Anadolu, bir parça da Trakya var. Bence şu vatanı da üç bölüm dâhilinde mütâlâa etmek...”

Demeye kalmamış orada bulunan nüktedanlardan biri;

Image“–Aman, Ziyâ Bey!” demiş. “Bunu bari üçe bölmeye kalkma!.. Korkarım sonra bundan da oluruz...”

Süleymâniye’de Bayram Sabahı adlı destânî şiirinde ise Yahya Kemal, eski engin vatanının hâtırasıyla duyguludur:

Gökte top sesleri, bir bir nerelerden geliyor?
Hep birer hâtıranın kaldığı yerden geliyor:
Kosova’dan, Niğbolu’dan, Varna’dan, İstanbul’dan!
Anıyor her biri bir vak’ayı hasretle bu an...
Belgrad’dan mı, Budin, Eğri ve Uyvar’dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş yüce dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki donanmayla seferden geliyor!
Adalar’dan mı, Tunus’dan mı, Cezâyir’den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor:
O mübârek gemiler hangi seferden geliyor?

Edirne’den Ardahan’a kadar Türkiye türkülerini bu hâtıraların, bu düşüncelerin ve bu duyguların atmosferi içinde dinliyorum. Bu türküler bende bir nostalji uyandırıyor. Elimizdeki -hâlâ güzel ve kıymetli- vatanı olsun muhafaza edebilmemiz için şu; «Sen-Ben» kavgasını bırakıp bu toprakları, üzerindeki insanlarla birlikte sevmek ve artık; «O parçalanmasın!» diye parçalanırcasına çalışmak gerektiğine inanıyorum.

Çünkü eski maddî büyüklüğünü kaybeden vatanın; bize kalkınma ve gelişme imkânı verecek; mânevî büyüklüğü, bereket versin ki hâlâ elimizde kalan topraklardadır.

 
Sonraki >
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
HAKKI TEBLİĞ İÇİN... -1-

Image

VAZİFELERİMİZ

Cenâb-ı Hak; insanı, mârifetullah ve ibâdet için; yani Zâtını tanıyıp O’na hakkıyla kullukta bulunması için yarattı.

İbâdet etmek, bir başka ifadeyle kulluk etmek; her hâl ve harekette, öz, söz ve fiilde, devamlı sûrette Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına uygun yaşamaktır. Bu da hayatın tamamını; insanın kalbî, kavlî, fiilî bütün faaliyetlerini şümûlüne alır.

Rabbimiz’in bizleri aile, cemiyet, köy-şehir, millet gibi topluluklar hâlinde yaratmasının bir hikmeti de; bu imtihanın şartlarının, mes’ûliyetlerinin meydana gelmesi içindir. Cenâb-ı Hak, bize; namaz, zikir, tesbihat gibi ibâdetlerle beraber içtimâî vazifeler de veriyor. Çevremize de Cemâlî vasıflarla muâmele eden, merhametli, mütevâzı, hizmet ehli, müşfik, rakîk, hassas... hulâsa; kâmil bir insan şahsiyeti tevzî etmemizi istiyor. 

Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
Kur'ân-ı Kerim'den Eğitim Prensipleri -3- BİRLİKTE YAŞAMAK
Image

Birlikte yaşamak...  

Ülkemizde ve dünyamızda artık sık sık duymaya başladığımız bir kavram...

Âşık Veysel;

Koyun kurt ile gezerdi,

Fikir başka başk’olmasa...

diyor. Fikirler, inanışlar, alışkanlıklar, değerler aynı olmayınca, birlikte yaşamak da zorlaşır. Çünkü davranışlar, fiiller; inanç ve değerlere dayanır.

Meselenin dünü ve bugünü:
Devamını oku...
 
BİR ZİYARETİN ARDINDAN...

Image

Bayramın dördüncü günüydü, kayınvâlidemlerle birlikte bir akrabalarının oğluna yemeğe gitmeye niyetlendik. Yeni ev almışlar; «Hayırlı olsun, güle güle oturun...» diyeceğiz...

Aslında bu ziyaretle bir taşla birçok kuş vurmak istiyoruz. Evlendiler, çocukları oldu, büyüdü gidemedik. Gidince öğreniyoruz ki kızları beş yaşına basmış.

Büyük şehirlerde akrabalık ilişkileri malûm... Eski zamanlarda akrabalar çoğu zaman aynı bahçe içindeki evlerde yahut aynı sokakta, birbirine yakın adreslerde otururlarmış. Hâlen Anadolu’da öyledir. Hattâ Anadolu’dan İstanbul’a göç ettikten sonra da bir zaman bu âdet devam ettirilmiştir. Anne-baba ve kardeşler; aile apartmanının birer katında otururlar. Çocuklar beraber büyütülür, yaşlı anne-babaya beraberce bakılır. İşler yardımlaşarak yapılır. Aileden bir kızın çeyizi mi hazırlanacak, elbirliği yapılır. Bir delikanlı okula mı yazıldı yahut askere mi gidecek, büyükleri cebine harçlığını koyar...

Devamını oku...