KAPAK | DOSYA
Image

Uzun bir gecenin sonunda yine sabah olmuş, perdenin kenarından içeri doğru sızan ışık huzmeleri sabah olduğunu ve güneşin yükselmekte bulunduğunu işaret ediyordu. Gece kaç defa uyandığını hatırlamıyor; «Gecelerin ne kadar uzun olduğunu hastalara sor» sözünün hakikatini şimdi yakînen müşâhede ediyordu.

Her ne kadar hava güneşli olsa da mevsim kış, hava soğuk; bütün vücudu elektrik verilmiş gibi titriyor. Bu titreme, soğuktan mı yoksa hastalıktan mı onu kestiremiyordu. Ortada bir şey varsa o da günlerdir, yattığı yatağında tir tir titrediğiydi.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Bir mekânı paylaşmada,
Öz ararsan, komşu ara...
Teselliye muhtaç iken,
Söz ararsan, komşu ara.
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





VATAN Yazdır E-posta
Yazar Hadi ÖNAL   

ImageFertlerin ve milletlerin vazgeçilmezleri, olmazsa olmaz değerleri vardır. Bunların başında gelenlerden biri de vatandır. Vatan, her şeyden önce bir milletin üzerinde yaşadığı toprak parçası; sınırları belli olan hâkimiyet alanıdır. Ülkedir, yurttur.

Huzurun, güvenin, emniyetin kısaca var olmanın ve varlığını devam ettirmenin olmazsa olmazıdır vatan. Fert için ev ne ise millet için vatan odur. Vatan; bir milletin millî kültürü ile yoğrulan geçmişi, ânı, aynı kültür ile bütünleşen geleceğidir. Korunması için üzerinde yaşayanların uğrunda kan akıttıkları, canlarını seve seve verdikleri bu toprağın kıymeti; üzerinde yaşayanların mallarının, canlarının toplamının çok çok üzerindedir.

Biz Türklerin en büyük sevgilisidir vatan. O yüzdendir ki millet olarak ay yıldızlı bayrağımızı ebediyen göklerde dalgalandırmak, semâlarımızı süsleyen ezan seslerinin devamını sağlamak için canımızı vermek dâhil hiçbir fedâkârlıktan kaçınmayız. Biz biliriz ki bu topraklar için toprağa düşen şehidlerimizin huzur içerisinde yatmaları, toprağın üstünde yaşayanların esârete ve zillete düşmeden maddî ve mânevî varlıklarını devam ettirebilmeleri vatan ile mümkündür. Onun içindir ki vatanın sevilmesi, korunması ve yüceltilmesi her Türk insanının en önemli görevidir.

Ziya GÖKALP vatanı tanımlarken;

“Coğrafî sahadan çok, millî kültürün oluştuğu yerdir. Burada coğrafya ile millî kültür iç içedir. Buna göre her coğrafya vatan olmadığı gibi; her millî kültür de coğrafya olmadan tam olarak vatan olamaz. Ancak her iki unsur arasından birine öncelik vermek gerekirse, elbette «millî kültür»e öncelik vermek daha tutarlı olacaktır. O hâlde vatan fikri, fertlerin bir bütünleşmesidir. Daha doğrusu, toplumun toprağa anlam kazandırdığı yerdir.” der.

Yahya Kemal’e göre;

“Vatan, evlerden, caddelerden, çarşılardan, âbidelerden ziyade; misli hiçbir yerde bulunmayan bazı tatlardan, bazı kokulardan, bazı renklerden, bazı seslerden yapılmış mücerret bir mefhumdur. Toprağın îmana gelmesi sürecidir.”

Vatan, insana;

“Başka ilin padişahı olmaktansa kendi ilinin kulu ol.” dedirten mukaddes bir değer; bülbüle altın kafeste dahi; «Ah vatanım!» dediren bir yüce duygudur.

Millet bir aile ise, vatan da onun yuvasıdır-evidir. Ailelerin olduğu gibi milletlerin de kendilerine mahsus mahremiyetleri ve dokunulmazları, kutsalları vardır. Türk milleti için ailenin kutsiyeti, mahremiyeti ve dokunulmazlığı ne kadar önemli ise vatanı da o kadar önemli, mahrem ve mukaddestir. O sebepledir ki vatan söz konusu olunca; her Türk insanı devleşir, engel tanımaz, canını seve seve bu uğurda vermekten çekinmez.

Vatan, basit bir toprak parçası olmanın çok ötesinde bir anlam taşır. Bu duygu; vatandan ayrı kalmanın, ayrı yaşama zorunluluğunun ortaya çıktığı durumlarda kendini daha çok belli eder. Böyle durumlarda vatan; sevda olur. Ona kavuşmak onun mânevî ve maddî şemsiyesi altında yaşamak için her türlü cefaya ve eziyete katlanılır. Tarih böylesi hasretlerin örnekleri ile doludur. Gün olur, vatanından uzakta yaşamanın ıstırabını damla damla yüreğinde hisseden Azerbaycanlı Şair Almas Yıldırım’a:

Ağlama, ağlama ey gözleri bulutlu yâr,
Bari uzaktan olsa kadanı alabilsem!
Bir terlen gibi konsam o kartallı dağlara,
Bir avcı vursa düşsem, sînende kalabilsem,
Kurbanın olabilsem!

dedirerek şiire düşer. Gün olur, en acı hasret hâtıralarına konu olur.

Tarih 18 Mayıs 1944... Stalin’in emri ile Kırım Türkleri topyekûn vatanlarından çıkarılarak uzak diyarlara sürgün edilirler. Şairin;

Ölmek kaderde var bize ürküntü vermiyor
Lakin vatandan ayrılışın ıstırabı zor.

dediği vatanlarından koparılan Kırım Türklerinin maruz kaldığı bu sürgün hayatı yıllarca sürer.

Karasubazar’da orta yaşlı bir Kırım Türk’ü doktor kadın, anneannesinin vatan hasretini dile getiren şu hikâyeyi anlatır:

“Benim ailem Kırım’dan Özbekistan’a sürülmüş. Kart anam sürgün edilirken yanına aldığı Kur’ân’ından hiç ayrılmazdı. Yaşlandı ve hastalandı. Ölüm döşeğinde iken bütün çocuklarını yanına çağırdı ve Kur’ân’ını istedi. İçinde bir küçük torbada Kırım toprağı vardı. Meğer sürgün edilirken Kur’ân’ın içine bir torba da Kırım toprağı koymuş, aileden her ölenin mezarına biraz serpermiş:

«Beni gömünce Kur’ân’ı da yanıma gömün, toprağı da mezarıma serpin ama bakın çok az toprak kaldı, demek ki vatana dönme zamanı geldi artık.» dedi ve elinde Kur’ân ve Kırım toprağı ile rahmetli oldu.”

Image“Bizi, Sen; sevgisiz, susuz, havasız / Ve vatansız bırakma Allâh’ım” diyen Arif Nihat ASYA, acaba gönül gözü ile Kırım Türkü’nün acısını yüreğinde hissetti de mi bu satırları yazdı dersiniz.

Vatan; toprak mı? Bayrak mı? Namus mu? Sevda mı? Sevgili mi? Kültür mü? Tarih mi? Gelecek mi? Yoksa bütün bunların toplamı mı? Evet, vatanı sadece bir toprak parçası olarak görmek, değerlendirmek de yanlıştır.

Biz Türkler için vatan:

Mehmet’imin sınır boylarında tutuğu nöbettir.

Tarihe saygı, uğruna toprağa düşenlere hürmettir.

Vatan; ırzdır, namustur, şereftir, haysiyettir.

Vatan sevgisi sevgilerin en yücesidir. Bu yüce sevginin karşılığı maldır, candır. O sebeple vatan, bütün kutsalların toplamı en büyük servettir.

Sevgilerin sevgilisi, yücelerin yücesi, kıymetlerin en kıymetlisi vatanı veciz bir biçimde değerlendiren sözü özlü, vatan yürekli Mehmed Âkif ERSOY’a:

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ
Cânı, cânânı, bütün vârımı alsın da Hudâ
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

dedirten her karış toprağı şehid kanı ile sulanmış bir yüce kıymettir.

Nihayetinde Kâinatın Efendisi Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in;

“Vatan sevgisi îmandandır.”

“Hudut ve vatan muhafazası için; bir gün-bir gece nöbet beklemek, bir ay Allah rızâsı için gündüz oruç tutup, gece namaz kılmaktan daha hayırlıdır.” buyurduğu bir büyük değerler manzûmesidir.

 
< Önceki
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
YAKIN AKRABALARI DAVET -2-
Image

Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- diyor ki:

“Önce en yakın akrabalarını uyar!” âyeti nâzil olur olmaz, Rasûlullâh’ın, davet ettiği kırk civarında misafirine Zeyd ile ben hizmet ediyorduk. Rasûlullah eti parçalayarak yemek tepsisinin çevresine birer parça koyduktan sonra;

“–Haydi yiyiniz, Bismillâh!” buyurdu. Hepsi ondan yediler ve tamamıyla doydular. Varlığım Kudret Elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, onların tümüne sunduğumuz yemeği, onlardan bir tek adam bile yalnız başına yiyebilirdi! Bundan sonra, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
CENNET ÇİÇEKLERİ
Image

Genç, gayretli bir imam-hatipti Yusuf Hoca. Başarılarının bir meyvesi olarak kısa zamanda fark edilmiş, şehir merkezindeki camilerden birine tayin olmuştu.

Mütebessim çehresi, dâvûdî sesi ve yardımseverliği ile kısa sürede kendini sevdirmesini bildi. Cami, bir külliye misali, namaz vakitleri dışında da dolup taşıyordu.

Bu merkezî caminin lojmanı yoktu. Fakat cami derneğinin desteği ile kısacık bir zamanda bu mesele de çözüme kavuşmuştu. Cemaat, hocalarını kiradan kurtarmak için seferber oldu.

Bu ihtiyaç için, zamanında alınmış olan arsaya hemen temel atıldı. Yalnız, inşaatla beraber kendini gösteren başka bir sıkıntı vardı. Lojman için ayrılan arsaya komşu olan Ayten Hanım, bu durumdan hiç de memnun değildi. Her fırsatta memnuniyetsizliğini dile getiriyor; dilini yay, sözlerini ise ok gibi kullanarak bu hayırsever insanların gönüllerini yaralamaktan geri durmuyordu. Yine bir bahar sabahı omzunda şalı, inşaatın başına geldi:
Devamını oku...
 
BİR ZİYARETİN ARDINDAN...

Image

Bayramın dördüncü günüydü, kayınvâlidemlerle birlikte bir akrabalarının oğluna yemeğe gitmeye niyetlendik. Yeni ev almışlar; «Hayırlı olsun, güle güle oturun...» diyeceğiz...

Aslında bu ziyaretle bir taşla birçok kuş vurmak istiyoruz. Evlendiler, çocukları oldu, büyüdü gidemedik. Gidince öğreniyoruz ki kızları beş yaşına basmış.

Büyük şehirlerde akrabalık ilişkileri malûm... Eski zamanlarda akrabalar çoğu zaman aynı bahçe içindeki evlerde yahut aynı sokakta, birbirine yakın adreslerde otururlarmış. Hâlen Anadolu’da öyledir. Hattâ Anadolu’dan İstanbul’a göç ettikten sonra da bir zaman bu âdet devam ettirilmiştir. Anne-baba ve kardeşler; aile apartmanının birer katında otururlar. Çocuklar beraber büyütülür, yaşlı anne-babaya beraberce bakılır. İşler yardımlaşarak yapılır. Aileden bir kızın çeyizi mi hazırlanacak, elbirliği yapılır. Bir delikanlı okula mı yazıldı yahut askere mi gidecek, büyükleri cebine harçlığını koyar...

Devamını oku...