KAPAK | DOSYA
Image
Bilim adamları pek çok milletten kırk bin kişiye çeşitli fotoğraflar göstererek nasıl tepki gösterdiklerini takip etmişler. Hangi milletten olursa olsun bütün insanların dışkı, kokuşmuş et, iltihap ilh. necis maddelerden tiksindiğini tespit etmişler. Bu da temizlik duygusunun, sonradan öğrenmekten gelmediğini, insanın fıtratında var olduğunu gösteriyor. Bütün insanlarda ortak olan reflekslerden birinin tiksinme refleksi olması da bunu destekliyor.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..
Elimiz üç kuruş gördü,
Bakın ne hâllere düştük...
Unutup ârı, nâmusu,
Bir anda dillere düştük…
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil

Sağlık ve Hastalıkta DÜŞÜNCE GÜCÜNÜ KULLANABİLMEK Yazdır E-posta
Yazar Aynur TUTKUN   

Image“Sağlık da bizim için hastalık da...” deriz ama herhangi bir hastalık teşhisiyle karşılaşınca şaşırır, korkar ve üzülür;

“Şimdi ne olacak?” diyerek kendimizi karamsarlığa iteriz.

Hastalığın verdiği acıyla yaşanan şokla zihnen çok uç yorumlar yaptıktan sonra uzun bir kabullenme süreci yaşarız.

“Nerede hata yaptım, hayatımda yanlış olan ne tür alışkanlıklarım vardı da bu hastalığa yakalandım?” şeklindeki kendini sorgulama sürecinden sonra da artık yapabileceklerimize odaklanırız.

Vücudumuzun ya da herhangi bir organımızın hastalanmasında ve sonrasında iyileşmesinde davranışlarımız kadar zihnî ve rûhî tepkilerimiz de önemlidir. İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlık olduğuna göre hastalanmamızı ya da iyileşmemizi sadece biyolojik açıdan ele almamız doğru olmayacaktır. Sağlıklı olma ya da hastalandığımızda iyileşme hâli ile ferdî ve sosyal alışkanlıklarımızın alâkası olduğu kadar düşünce tarzımızın, hislerimizin ve mânevî boyutumuzun da alâkası çoktur.

Tedavi sürecinde olduğu kadar hastalanmadan önceki süreçte de olumlu alışkanlıklarla birlikte olumlu düşüncelere de ihtiyacımız vardır. «Hastalık» düşüncesinin üzerimizde oluşturacağı korku, bazı olumlu davranışları kazanmamıza sebep olacaktır mutlaka. Tıpkı deprem korkusuyla sağlam binalar yapmaya, trafik kazası korkusuyla emniyet kemeri takmaya, H1N1 korkusuyla da temizliğe ve el yıkama alışkanlığına artık daha çok önem veriyor olmamız gibi! Fakat bu korkunun dengeli olması hayatımızı altüst etmemesi gerekir. Başka bir deyişle tedbirli olmayı sağlayacak kadar endişe veya korku duyuyor olmamız normaldir! Daha fazlası, olumlu düşünce gücünü engelleyecek bir etkiye sahiptir.

...

Hayatta olduğumuz sürece vücudumuzun her türlü fonksiyonunu yöneten beynimiz gece-gündüz sürekli çalışır, asla durmaz veya tatile çıkmaz!

Bilim adamlarının uzun zamandan beri söyleyegeldikleri şey beynimizde ürettiğimiz düşüncelerin nöropeptit adı verilen bir kimyevî madde salgıladığıydı. Bu kimyevî madde, bir düşünceye sahip olduğumuzda beynimizde özel bir pencere açıyor, düşünce sona erdiğinde ise pencereyi kapatıyordu. Meselâ kendimizi engellenmiş hissettiğimizde, hayal kırıklığına uğradığımızda, tehdit edildiğimizde öfkelenerek bağırma veya vurma isteğimizin oluşması nöropeptitlerin işiydi. Çaresiz, güçsüz, zavallı olduğumuzu düşündüğümüzde depresif ruh hâline bürünmemiz de...

Diğer yandan bilim adamlarının yeni keşfettikleri şey ise bağışıklık hücrelerimiz üzerinde nöropeptitler için özel bir yükleme rıhtımının oluşuydu. Yani bakterileri, virüsleri, mantarları, parazitleri, kanser hücrelerini yenen bağışıklık hücrelerimizin üzerinde belirli maddeleri özümlemek için belirli rıhtımların olduğu biliniyordu; fakat düşüncenin ürettiği nöropeptitler için özel rıhtımların olduğunu yeni keşfettiler. Bu şu demekti; bağışıklık hücrelerimizin hastalığa cevabı, düşüncelerimiz tarafından belirleniyordu.

ImageYani içtiğimiz ilâçların faydasının olacağını zannetmiyorsak netice tam da zannettiğimiz gibi olacaktı. Ya da placebo etkisindeki gibi, içtiğimiz ilâçların farmakolojik olarak hiçbir faydası olmamasına rağmen; birileri tarafından gerçekten işe yaradığına inandırılmışsak netice yine tam da inandığımız gibi olacaktı. Kaplumbağa kanından, kirpi etinden şifa bulanlar da isabet ettiği için değil ümit ettiği için şifa buluyorlardı. Hasta olmadan önce de; «Kaptım şifayı!» şeklindeki düşünce hasta olmamız için vücudu hastalığa hazır hâle getiriyor yani beynimiz nöropeptitler üretiyordu.

...

Bunların hepsinin ötesinde söylemek istediğimiz şey, gerek hasta olmadan önceki süreçte gerekse şifa bulma sürecinde îmânın ve teslîmiyetin olumlu düşünceler için nöropeptit üretmedeki gücüdür. “Eyvah! Mikrop kaptım.” düşüncesinin oluşturduğu endişe ve negatif düşünce tarzıyla;

“Allâh’ın dediği olur, O beni koruyacaktır!” düşüncesinin oluşturduğu güven ve pozitif düşünce arasında, sonuç itibarıyla dağlar kadar fark vardır. Olumlu düşünüp ümitvar olanların daha az hasta olduğu ve hastalandığında da daha çabuk iyileştiği ilmî bir gerçektir.

Modern anlamda düşünce gücü denilen şeyin klâsik mânâdaki tarifi budur; O’nun bizi seviyor olduğuna ve hakkımızda hep iyi olanı istediğine inanmak, O’na güvenmek, O’na dayanmak, kendimizi rahat ve güvende hissetmek...

Rabbimiz «Hafîz» ve «Şâfî» isimleriyle her zaman tecellî edecektir elbet. Lâkin olumlu düşünce gücünden istifade etmesini bilerek O’nun hakkında «hüsn-i zan» besleyebilenlere!..

 

 
< Önceki
 
65.jpg
Yüzakı Kitapları
Yüzakı Eğitim Rehberi 2
Yüzakı Eğitim Rehberi 2

Sır ve Hikmet
Sır ve Hikmet

Gülümüz ve Gül Günlerimiz
Gülümüz ve Gül Günlerimiz

En Güzel!..
En Güzel!..

Benim Değil
Benim Değil

Yüzakı Eğitim Rehberi 1
Yüzakı Eğitim Rehberi 1

İhlas ve Takva
İhlas ve Takva

Muhabbet ve Mârifet
Muhabbet ve Mârifet

Gün Ortası
Gün Ortası

Sebebi Sensin
Sebebi Sensin

İlim, İbâdet ve İhlâs'ta Vakar Timsâli İMÂM-I MÂLİK -rahmetullâhi aleyh-
Image
-Tarihe Yön Veren Zirve Şahsiyetler; Gönüllere Taht Kuranlar-

İlim, İbâdet ve İhlâs’ta Vakar Timsâli

İMÂM-I MÂLİK -rahmetullâhi aleyh-

«REHBERİN TAKVÂ OLSUN»

Hicret Yurdu Medine’nin büyük muhaddis ve fakîhi İmam Mâlik; devrinin halîfelerine nasihatlerde bulunur, onlara hayırlı selefleri olan hulefâ-i râşidîn efendilerimizi, sahâbe ve tâbiînin zühd ve takvâ içindeki güzel hâllerini misal verirdi. Zamanın halîfesine yazdığı bir mektubunda şöyle demişti:

“Hazret-i Ömer -radiyallâhu anh- 10 defa hac yaptı. Benim bildiğime göre bir haccında ancak 12 dinar harcardı. Çadırda değil, ağaç gölgesinde konaklardı. Süt kırbasını boynunda taşırdı. Çarşı-pazar dolaşır, oradakilerin hâlini sorardı. Mâlûm olduğu üzere, yaralandığı zaman ashâb-ı kiram yanına geldiler; onu methetmeye, övmeye başladılar. Hazret-i Ömer -radiyallâhu anh- ise onlara şöyle mukabelede bulundu:
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
SU VE MEDENİYET
Image
Bütün canlılar sudan yaratılmış ve hayatlarını su ile idâme ettiriyorlar. İnsanlar; tarih boyunca hep su etrafında yerleşmiş, medeniyetler hep su havzalarında gelişmiş. Sümer, Akad, Âsur ve Bâbil gibi eski Mezopotamya medeniyetleri Fırat ve Dicle nehirleri arasında, eski Mısır medeniyeti Nil’in kenarında kurulmuş. Hintliler için Ganj Nehri çok önemli bir yer tutmuş ve hâlâ tutmakta... Fenike, Kartaca, Yunan ve Roma medeniyetleri de hep Akdeniz havzasında gelişmiştir.
Devamını oku...
 
EMPATİK OL; MUTLU OL!
Image
ABD’de 1970’li yıllarda okullarda disiplinin kaldırılması yönünde bazı değişiklikler yapıldı. İlk olarak Kaliforniya’da başlatılan, «açık sınıf uygulaması» adı verilen bu eğitimin yapıldığı okullarda her şey serbest bırakıldı. Çocuklara; «Önemli olan sadece sizsiniz; sizin mutluluğunuz, zevkiniz her şeyden önemlidir!» mesajını veren bu özgürlük uygulaması sonucunda çocuklar her tür insanî değerden uzaklaştılar, egoları kabarıp bencilleştiler. Bu sistem, sonuç olarak öğretmene saygıyı da ortadan kaldırınca; çok yüksek rakamlarda maaş teklif etmelerine rağmen bu okullara öğretmen bulamaz oldular.
Devamını oku...