KAPAK | DOSYA

Image

Serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn.
Bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn.
Bir afîf âile sessizliği var evlerde;
Örtüyor fakrı, asâletle çekilmiş perde.
Kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak...
Her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.

Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Bir an bile istemem cihânı,
Aşkından uzakta kaldığım gün...
Geçmez sanmaktayım zamânı,
Hicranlı haberler aldığım gün...
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





Sağlık ve Hastalıkta DÜŞÜNCE GÜCÜNÜ KULLANABİLMEK Yazdır E-posta
Yazar Aynur TUTKUN   

Image“Sağlık da bizim için hastalık da...” deriz ama herhangi bir hastalık teşhisiyle karşılaşınca şaşırır, korkar ve üzülür;

“Şimdi ne olacak?” diyerek kendimizi karamsarlığa iteriz.

Hastalığın verdiği acıyla yaşanan şokla zihnen çok uç yorumlar yaptıktan sonra uzun bir kabullenme süreci yaşarız.

“Nerede hata yaptım, hayatımda yanlış olan ne tür alışkanlıklarım vardı da bu hastalığa yakalandım?” şeklindeki kendini sorgulama sürecinden sonra da artık yapabileceklerimize odaklanırız.

Vücudumuzun ya da herhangi bir organımızın hastalanmasında ve sonrasında iyileşmesinde davranışlarımız kadar zihnî ve rûhî tepkilerimiz de önemlidir. İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlık olduğuna göre hastalanmamızı ya da iyileşmemizi sadece biyolojik açıdan ele almamız doğru olmayacaktır. Sağlıklı olma ya da hastalandığımızda iyileşme hâli ile ferdî ve sosyal alışkanlıklarımızın alâkası olduğu kadar düşünce tarzımızın, hislerimizin ve mânevî boyutumuzun da alâkası çoktur.

Tedavi sürecinde olduğu kadar hastalanmadan önceki süreçte de olumlu alışkanlıklarla birlikte olumlu düşüncelere de ihtiyacımız vardır. «Hastalık» düşüncesinin üzerimizde oluşturacağı korku, bazı olumlu davranışları kazanmamıza sebep olacaktır mutlaka. Tıpkı deprem korkusuyla sağlam binalar yapmaya, trafik kazası korkusuyla emniyet kemeri takmaya, H1N1 korkusuyla da temizliğe ve el yıkama alışkanlığına artık daha çok önem veriyor olmamız gibi! Fakat bu korkunun dengeli olması hayatımızı altüst etmemesi gerekir. Başka bir deyişle tedbirli olmayı sağlayacak kadar endişe veya korku duyuyor olmamız normaldir! Daha fazlası, olumlu düşünce gücünü engelleyecek bir etkiye sahiptir.

...

Hayatta olduğumuz sürece vücudumuzun her türlü fonksiyonunu yöneten beynimiz gece-gündüz sürekli çalışır, asla durmaz veya tatile çıkmaz!

Bilim adamlarının uzun zamandan beri söyleyegeldikleri şey beynimizde ürettiğimiz düşüncelerin nöropeptit adı verilen bir kimyevî madde salgıladığıydı. Bu kimyevî madde, bir düşünceye sahip olduğumuzda beynimizde özel bir pencere açıyor, düşünce sona erdiğinde ise pencereyi kapatıyordu. Meselâ kendimizi engellenmiş hissettiğimizde, hayal kırıklığına uğradığımızda, tehdit edildiğimizde öfkelenerek bağırma veya vurma isteğimizin oluşması nöropeptitlerin işiydi. Çaresiz, güçsüz, zavallı olduğumuzu düşündüğümüzde depresif ruh hâline bürünmemiz de...

Diğer yandan bilim adamlarının yeni keşfettikleri şey ise bağışıklık hücrelerimiz üzerinde nöropeptitler için özel bir yükleme rıhtımının oluşuydu. Yani bakterileri, virüsleri, mantarları, parazitleri, kanser hücrelerini yenen bağışıklık hücrelerimizin üzerinde belirli maddeleri özümlemek için belirli rıhtımların olduğu biliniyordu; fakat düşüncenin ürettiği nöropeptitler için özel rıhtımların olduğunu yeni keşfettiler. Bu şu demekti; bağışıklık hücrelerimizin hastalığa cevabı, düşüncelerimiz tarafından belirleniyordu.

ImageYani içtiğimiz ilâçların faydasının olacağını zannetmiyorsak netice tam da zannettiğimiz gibi olacaktı. Ya da placebo etkisindeki gibi, içtiğimiz ilâçların farmakolojik olarak hiçbir faydası olmamasına rağmen; birileri tarafından gerçekten işe yaradığına inandırılmışsak netice yine tam da inandığımız gibi olacaktı. Kaplumbağa kanından, kirpi etinden şifa bulanlar da isabet ettiği için değil ümit ettiği için şifa buluyorlardı. Hasta olmadan önce de; «Kaptım şifayı!» şeklindeki düşünce hasta olmamız için vücudu hastalığa hazır hâle getiriyor yani beynimiz nöropeptitler üretiyordu.

...

Bunların hepsinin ötesinde söylemek istediğimiz şey, gerek hasta olmadan önceki süreçte gerekse şifa bulma sürecinde îmânın ve teslîmiyetin olumlu düşünceler için nöropeptit üretmedeki gücüdür. “Eyvah! Mikrop kaptım.” düşüncesinin oluşturduğu endişe ve negatif düşünce tarzıyla;

“Allâh’ın dediği olur, O beni koruyacaktır!” düşüncesinin oluşturduğu güven ve pozitif düşünce arasında, sonuç itibarıyla dağlar kadar fark vardır. Olumlu düşünüp ümitvar olanların daha az hasta olduğu ve hastalandığında da daha çabuk iyileştiği ilmî bir gerçektir.

Modern anlamda düşünce gücü denilen şeyin klâsik mânâdaki tarifi budur; O’nun bizi seviyor olduğuna ve hakkımızda hep iyi olanı istediğine inanmak, O’na güvenmek, O’na dayanmak, kendimizi rahat ve güvende hissetmek...

Rabbimiz «Hafîz» ve «Şâfî» isimleriyle her zaman tecellî edecektir elbet. Lâkin olumlu düşünce gücünden istifade etmesini bilerek O’nun hakkında «hüsn-i zan» besleyebilenlere!..

 

 
< Önceki
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
YAKIN AKRABALARI DAVET -2-
Image

Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- diyor ki:

“Önce en yakın akrabalarını uyar!” âyeti nâzil olur olmaz, Rasûlullâh’ın, davet ettiği kırk civarında misafirine Zeyd ile ben hizmet ediyorduk. Rasûlullah eti parçalayarak yemek tepsisinin çevresine birer parça koyduktan sonra;

“–Haydi yiyiniz, Bismillâh!” buyurdu. Hepsi ondan yediler ve tamamıyla doydular. Varlığım Kudret Elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, onların tümüne sunduğumuz yemeği, onlardan bir tek adam bile yalnız başına yiyebilirdi! Bundan sonra, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
CENNET ÇİÇEKLERİ
Image

Genç, gayretli bir imam-hatipti Yusuf Hoca. Başarılarının bir meyvesi olarak kısa zamanda fark edilmiş, şehir merkezindeki camilerden birine tayin olmuştu.

Mütebessim çehresi, dâvûdî sesi ve yardımseverliği ile kısa sürede kendini sevdirmesini bildi. Cami, bir külliye misali, namaz vakitleri dışında da dolup taşıyordu.

Bu merkezî caminin lojmanı yoktu. Fakat cami derneğinin desteği ile kısacık bir zamanda bu mesele de çözüme kavuşmuştu. Cemaat, hocalarını kiradan kurtarmak için seferber oldu.

Bu ihtiyaç için, zamanında alınmış olan arsaya hemen temel atıldı. Yalnız, inşaatla beraber kendini gösteren başka bir sıkıntı vardı. Lojman için ayrılan arsaya komşu olan Ayten Hanım, bu durumdan hiç de memnun değildi. Her fırsatta memnuniyetsizliğini dile getiriyor; dilini yay, sözlerini ise ok gibi kullanarak bu hayırsever insanların gönüllerini yaralamaktan geri durmuyordu. Yine bir bahar sabahı omzunda şalı, inşaatın başına geldi:
Devamını oku...
 
GEL KARDEŞİM!
Image

Arkadaşlık, komşuluk, dostluk...

Hayatımızda farkına varsak da varmasak da büyük bir etkiye sahip...

Sadece gençler, çocuklar için değil, yetişkinler için de...

Komşuluk sadece evlerde, apartmanlarda değil; dükkân komşuluğu da çok mühim... Yeter ki imkânlar; birlik-beraberlik için, dayanışma için, birbirimize iyiyi, doğruyu, güzeli anlatmak için fırsat olarak kullanılabilsin.
Devamını oku...