KAPAK | DOSYA
Image
İnternetin, bilgisayarın bizi esir alması, televizyon dizileri, açık oturumlar, haberlerde her gün değişen gündemin takibi devamlı birbirine bağıran, bağırarak reyting toplayan gazeteciler, politikacılar ve son şehid haberleri... Nefesimizin kesildiğini hisseder olduk. Bu kargaşa ortamında dînî duygularımızın yoğunlaştığını, duâlarımızın daha içten olduğunu hissederken, duâ edemeyen, etmesini bilmeyen, ibâdetten nasibini almayan insanların içinde bulunduğu ruh hâlini düşünmek bile istemiyorum.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..
Bırakma hiç bana beni,
«Bana Sen’i gerek Sen’i...»
Nâr-ı aşkla yak bu teni!
«Bana Sen’i gerek Sen’i...»
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil

DOLAŞIK DUYGULAR Yazdır E-posta
Yazar Sadettin KAPLAN   

ImageHepimizin sık sık içine düştüğümüz garip bir sessizlik kuyusu, ya da suskunluk duygusu vardır ya... Bir uyuşukluk yayılır bedenimize, kurşundan ağırlıklar asılır kirpiklerimize, parmaklarımızı bile kıpırdatmak bir türlü gelmez içimizden...

Hayır. Yorgunluk değildir bu. Yorgunluğun da özge bir güzelliği vardır. Tıpkı oruçtan sonra yapılacak iftarın beklentisi, umudu ve sevinci gibi... Oysa sözünü ettiğim o garip hâlin içinde böylesi bir beklenti ve sevinç yoktur...

Duygular durgun, düşünceler devinimsiz, arzular ağır bir yorgan altında nefes almakta zorlanan hasta gibi hâlsizdir...

Bu türlü bir hâl ile hemhâl olanlar, konuşmakta büyük bir isteksizlik içine düşerler. Onları canlandıracak, heyecanlandıracak bir şeyler bulmak öylesine zordur ki...

Böyle bir hâl içine düştüğünüzde gülemezsiniz... Hiçbir şey size gülünç gelmediği gibi, gülümsemenin göstergesi olan dudaklardaki hareketi gerçekleştiren kaslarınıza bile güç yetiremezsiniz... Ağlamanız bile ağıta benzemez...

İçinde bulunduğunuz hâle bir ad koyamazsınız...

Uyku ile uyanıklık, düş ile hayal, ölümle hayat arasındaki bir garip çizgidesiniz. Bu çizginin kıvrımları arasında uyuşuk bir nokta gibi sürekli yer değiştirip durursunuz... Bir dönme dolapta en tepeye çıkış ânı, ya da bir uçakta irtifâ kaybının içinizi oyup boşalttığı an gibi kısa ve geçici yayvan sarsıntılarla sallanır durursunuz...

Tıp ve psikoloji biliminde bunun bir adı var mıdır? Varsa da bu sizi pek ilgilendirmez. Öyle bir hâl içine düşmüş iseniz, bunu düşünmeye bile mecâliniz yoktur... İster beyin yorgunluğu, ister rûhî bunalım, ister ilmî adlarıyla sürmenaj, nevrasteni benzeri bir çizgiye çekilsin. Böylesi duyguların ilâçla tedavisi yoktur...

Akıl, aklın ötesindeki bir kancaya takılmıştır. Ruh, nice yıldan beri giyip eskittiği ve artık kendisine dar gelen bedenine sığmayıp, «attâ gitmek» isteğiyle çırpınıp yorgun düşmüştür. Gönül, aklın ve mantığın «altın varaklara» ateşle dağladığı fermanların tümünü yırtmış, kendi pervasız ve çerçevesiz fermanını en erişilmez yıldıza asmıştır...

Belki bütün bu çırpınışların sonunda ruh ve bedenin aynı anda içine yuvarlandıkları yorgunluk ve suskunluk kuyusudur sözünü ettiğimiz o garip duygu. Ya da duygusuzluk...

Garip bir hâldir bu hâl. Duyulan ama anlatılamayan bir sessizliğin sesi, tarif edilemeyen bir görüntünün görünmezliğidir bu boşluk... Orhan Veli’nin de duyup ama anlatamadığı özge bir yer ve «tarifsiz» bir hâldir bu. Kimi zaman apansız düşüveririz içine böyle bir hâlin...

İçinde bulunduğunuz bu hâle bir ad koyamazsınız...

Böyle durumlarda, içinizdeki bilcümle duyguların tükenmişliğine rağmen bir tek duyguyla kavrulur içiniz: Özlem!..

ImageNeyi özlediğinizi de bilemezsiniz. Demiştik ya; akıl aklın ötesinde bir kancaya takılmış, ruh kendisine dar gelen bedenden fırlayıp çıkmak arzusuyla tutuşmuş ve gönül tüm fermanları ilgâ ederek, kendi fermanını en uzak yıldıza asmıştır...

Bedeni hayata bağlayan ve onu mukaddes kılan ruh, akıl ve gönülden sonra geriye kalan bir uyuşuk cesetten başka nedir ki?.. O bedenin özünde devinen tek şey, o özge özlemdir. Şartsız, şuursuz ve hedefsiz...

İşte bu duygu dalgalarının bir yerde düğümlenip; şartsız, şuursuz ve hedefsiz bir burgaç hâlini aldığı anda, iz’an ve idrakin ipine tutunmak gerekir...

Özlem; bedeni hayata, hayatı bedene bağlayan ipin adıdır. Bedensiz bir hayat, hayatsız bir beden düşünmek bile akla muhaldir... Özlemek iyidir, özlemek hayattır, özlemek aşktır... Mutluluğun sırrı, özlemi hedefsizlikten kurtarıp, ona yön verebilmektir.

Neyi özlediğini bilmeden özlemek, bizi içine alan o burgacın, o sessizlik ve suskunluk kuyusunun bir başka adıdır. Özlüyoruz. Ama neyi özlediğimizi biliyor muyuz? Özlemin hedefi belirlenmiş midir? Vuslat pınarı mı, sonsuz bir hasret çölü mü özlem okunu yönlendireceğimiz hedef?..

Bunun cevabı muhteliftir. Kimi Ferhat külüngüyle, Şirin canını eliyle kara yere yıkar gider; kimi Yûnus sevdasınca içindeki «Ben» aşkına benliğinden çıkar gider; kimi Mahmud gibi talip olur vuslatına Elif’in, keyfine bakar gider; kimi Mecnun olur aşk sahrasında ve Leylâ uğruna sînesini vuslata hasret nârına yakar gider...

Ya Şirin’ler, ya Elif’ler, ya Leylâ’lar?..

Her Mecnun’un bir Leylâ’sı, her Leylâ’nın gönlünce bir sevdası var...

 

 
< Önceki   Sonraki >
 
65.jpg
Yüzakı Kitapları
Yüzakı Eğitim Rehberi 2
Yüzakı Eğitim Rehberi 2

Sır ve Hikmet
Sır ve Hikmet

Gülümüz ve Gül Günlerimiz
Gülümüz ve Gül Günlerimiz

En Güzel!..
En Güzel!..

Benim Değil
Benim Değil

Yüzakı Eğitim Rehberi 1
Yüzakı Eğitim Rehberi 1

İhlas ve Takva
İhlas ve Takva

Muhabbet ve Mârifet
Muhabbet ve Mârifet

Gün Ortası
Gün Ortası

Sebebi Sensin
Sebebi Sensin

YÜREĞİ AK YÜZÜ PAK İNSAN OLMAK
Image
Rahmetli anneciğim;

“Dere diye sel gelir, ev diye el gelir.” diyerek her seher usanmadan süpürürdü avluyu.

Çanakkale Savaşı’nda biraz sonra ölüme gideceğini bilen erin çamaşır yıkadığını gören komutanı;

“–Ne yapıyordun evlâdım?” deyince askerin;

“–Rabbimin huzuruna temiz olarak varmak istiyorum.” demesi ruh hâlimizi özetliyor aslında. Temizlik sadece bedenle ilgili değil elbette. Rûhun da arıtılması, temizlenmesi, akkor hâline gelmesi hedeflenir. Görünen kirlerin temizlenmesi kolaydır da görünmeyen pisliklerden arınmak daha zordur.

Çocuğunu abdestsiz emzirmeyen anneler sayesinde meydana gelmiştir «helâl süt emmiş» nesiller. Annelerimiz çocuğunu yıkarken; «Arılısı, durulusu; sıtması, sayrısı; derdi, marazı; alayı bu sularla gitsin, ak pak olsun çocuğumun hem bedeni, hem rûhu» derlerdi. Yıkanırken duâ ederlerdi. Bugün kaçımız çocuğumuzu suyla tanıştırırken bu duâyı okuyoruz? Hangimiz tuvalete giderken;
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
DİL İLE BARIŞIK OLMAK
Image
Verdiği eserlerle edebiyatın zirvelerine ulaşmayı başarmış olan Yahya Kemal; ana dilimize olan sevgisini ve bağlılığını;

Bu dil, ağzımda annemin sütüdür.

mısraı ile ifade eder.

“Yahya Kemal, Türkçeyi millî bir unsur olarak şu ilkelerle değerlendirmektedir:
Devamını oku...
 
EMPATİK OL; MUTLU OL!
Image
ABD’de 1970’li yıllarda okullarda disiplinin kaldırılması yönünde bazı değişiklikler yapıldı. İlk olarak Kaliforniya’da başlatılan, «açık sınıf uygulaması» adı verilen bu eğitimin yapıldığı okullarda her şey serbest bırakıldı. Çocuklara; «Önemli olan sadece sizsiniz; sizin mutluluğunuz, zevkiniz her şeyden önemlidir!» mesajını veren bu özgürlük uygulaması sonucunda çocuklar her tür insanî değerden uzaklaştılar, egoları kabarıp bencilleştiler. Bu sistem, sonuç olarak öğretmene saygıyı da ortadan kaldırınca; çok yüksek rakamlarda maaş teklif etmelerine rağmen bu okullara öğretmen bulamaz oldular.
Devamını oku...