KAPAK | DOSYA
Image

Son yıllarda Türkiye’nin Orta Doğu ile daha fazla alâkadar olduğu bir gerçektir. Bu durum, ülkemizde ve çevre ülkelerde farklı tepkilerin oluşmasına sebep oldu. Bazı yabancı ülkeler gibi bizden bazıları da; «Acaba eksenimiz mi kayıyor?» endişesine kapılırken değişik çevrelerde bir «neo-Osmanlıcılık» kaygısı da dillendirilmeye başlandı. Hislerine mağlûp tabiatımız gereği, bazılarımızın hamâsî duygularının kaynaması da bu kaygıyı körükledi.

Hâlbuki son zamanlarda Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik sevindirici ilgisi, ayakları yere basan gerçekçi bir düşünce ile ele alınmalıdır. Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918’de fiilen, 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla da resmen tarihe karıştığı ve artık eski hâliyle yeniden sahne almasının imkânsız olduğu unutulmamalıdır.
Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Ömür takviminde yaprak mı kalır,
Azrâil, kapıyı çaldığı zaman!..
Asla komaz ecel her şeyi alır,
Eyvah; can boğaza geldiği zaman!..
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





SAFİYYE HALA'NIN OĞLU ZÜBEYR Yazdır E-posta
Yazar Âdem SARAÇ   

ImageZübeyr bin Avvâm -radıyallâhu anh-... Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in, sevgili halalarından Hazret-i Safiyye -radıyallâhu anhâ-’nın en seçkin oğlu...

Hazret-i Zübeyr’in babası Avvâm öldükten sonra, amcası Nevfel onun velâyetini üstlenmişti. Küçük yaşta yetim kalan Zübeyr’i çok seven amcası; sevgili yeğeninin üzerine titriyor, aynı zamanda iyi yetişmesi için de elinden geleni esirgemiyordu. Hattâ annesinin, oğluna bazen ceza vermesine bile karşı çıkarak, Zübeyr’i savunuyor ve onu sürekli el üstünde tutuyordu.

Sevgili yeğenini yanından hiç ayırmayan Nevfel, önemli toplantılara bile onunla katılıyordu. İleri gelenlerin, bu durumu kınamaları üzerine şöyle cevap veriyordu...

–Sevgili yeğenim Zübeyr sizin çocuklarınıza benzemiyor. Onda gördüğüm akıl, zekâ ve üstün kabiliyet, gelecekte onun çok büyük bir adam olacağını ortaya koyuyor. Bunun için daha çok küçük olmasına rağmen, gördüğünüz gibi büyüklerin toplantılarına getiriyorum.

–İyi de toplantıdan ne anlar ki o?

–Ne anlar da ne demek? Hepinizden daha iyi anlıyor o. Göreceksiniz bak, ileride ne büyük bir adam olacak!

–Göreceğiz!

–Merak etmeyin, göreceksiniz!

Gerçekten de gün geçtikçe büyüyüp gelişen Hazret-i Zübeyr, daha küçük yaşlarda bile akranlarını geçmiş, her konuda üstün kabiliyet sahibi olduğunu göstermişti.

Amcasının himayesi altında yetişen Hazret-i Zübeyr, 13-14 yaşlarına kadar böyle gelişti. Bu arada sevgili annesi de üzerine titremiş, hiçbir şeyini ihmal etmeden mümkün olduğunca her konuda çok iyi gelişmesi için elinden geleni yapmıştı.

(İslâm güneşi doğduğu günlerde Hazret-i Zübeyr’in 10-15 yaşlarında olduğu rivâyet ediliyor. 8-16 yaşları arasında olduğu rivâyeti de var. Biz burada bu rivâyetlerden 15 yaş rivâyetini esas alacağız.)

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e, peygamberlik görevi verildiği ve O da insanları İslâm gülistanına davet ettiği günlerde Hazret-i Zübeyr -radıyallâhu anh-, sevgili annesiyle beraber Rasûlullâh’ın yanına giderek, her ikisi de İslâm ile şereflendiler.

Cesur, yiğit ve gözü pek bir genç olan Hazret-i Zübeyr -radıyallâhu anh-, Müslüman olduğunu gizlemedi. Daha doğrusu gizleyemedi.

İslâm gülistanı öyle güzeldi ki, içinde bulundukları olumsuz şartlar sebebiyle Müslüman olduklarını gizleyenler bile, bu güzellikleri ile hemen kendilerini belli ediyorlardı.

Olanları duyan amcası inanmak istemedi bir türlü. Zübeyr’in putları terk ederek Allah ve Rasûlü’ne îman edeceğini hiç düşünmemişti. Bu yüzden inanmaz bir tavırla yeğenini çağırtıp, onunla özel olarak konuşmayı düşündü.

Nevfel amcası tarafından çağrıldığını haber alan Hazret-i Zübeyr, hiç vakit kaybetmeden hemen onun yanına gitmek için evinden çıktı.

Çok küçük yaşlarından beri üzerine titreyen ve çok emek vermiş olan Nevfel amcasına da İslâm’ı anlatmayı düşündü. Böylesine iyi bir amca körü körüne putlara taparak cahiliyye hayatı içinde kalmamalıydı. Bu ümitle yolu tükettiğinde amcasının sert bakışları ile karşılaştı.

Yıllardır bilip tanıdığı, şefkat ve himayesi altında büyüdüğü Nevfel amcası bu değildi sanki. Öylesine sert ve haşin bakışları vardı ki, Zübeyr bile bir anda ürperdi.

–Duyduklarım doğru mu ey yeğenim?

–Ne duydun ki, ey amcam?

–Sapıtmışsın, diyorlar!

Image–Hayır, sapıtmadım!

–Putlarımızdan yüz çevirmedin mi peki?

–Müslüman oldum çok şükür!

–Putlarımızdan nasıl yüz çevirirsin Zübeyr? Sapıtmak değil de, nedir peki bu?

–Puta tapma sapıklığından kurtulup, Allah ve Rasûlü’ne îman etme şerefine erdim! Bunun neresi sapıklık oluyor anlamadım ey amcam?

–Sus! Sakın bir daha böyle konuşma! Sakın!

–Ey sevgili amcam! Benim çok iyi yetişmem için annem kadar özel gayret gösteren sendin. Şimdi nasıl olur da böyle kızarsın bana?

–Putlarımıza dön, ondan sonra konuşalım. Aksi hâlde sapık biriyle konuşmam ben!

–Asıl sapıklık putlara tapmak değil midir ey sevgili amcam?

–Beni kızdırıyorsun Zübeyr!

–Ey sevgili amcam! Sen kavminin en önde geleni, en bilgilisi, en görgülüsü ve en akıllısısın. Bu güzel özelliklerinle İslâm’a baksan hemen Müslüman olursun! Ne olur ey amcam, şu putperestlik saçmalığından İslâm güzelliğine gelsen!

–Sus dedim sana, sus! Yoksa bunun sonu kötüye varacak! Yazıklar olsun, bunca emeğime yazıklar olsun! Ya tekrar dönersin, ya da ne yapacağımı bilirim ben!

–Benim îman ettiğim şey, gel-geç şeyler değil ki amcam! Öyle bir güzelliğin içine girdim ki, hiçbir şey beni bu yoldan döndüremez artık!

–Göreceğiz!

Gittikçe sertleşen amcası, bir anda öfkeyle bağırmaya, küfürler savurmaya başladı. Sevgili yeğenine karşı sevgi ve şefkatle dolu olduğu hâlde, Zübeyr Müslüman olunca, bu sevgisi bir anda öfkeye dönüştü.

Öyle ki, İslâm’dan dönmesi için çok büyük baskı yapmaya başladı.

Fakat ne yaparsa yapsın, İslâm bütün gönlünü öyle bir doldurmuştu ki, bunca bağırıp çağırmalar, çok ağır hakaret ve küfürler, Zübeyr’i döndürmek yerine daha bir çelikleştirdi.

Amcası baskıyı hakarete, hakareti şiddete, şiddeti de dayanılmaz işkencelere kadar vardırdı. Fakat ne yaparsa yapsın Hazret-i Zübeyr -radıyallâhu anh-, bir milim bile gerilemeden, sürekli yeni mesafeler alıyordu.

İnanan insan, inancı uğruna her şeyi göze alırdı. Peygamber tavsiyesi buydu çünkü...

-Sallâllâhu aleyhi ve sellem...-

 
< Önceki   Sonraki >
 
83.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
Bir Saâdet Ölçüsü HAYATA BAKIŞ TARZI
Image

Bir nesne; farklı açılardan ve farklı yerlerden bakıldığında, duruma göre, farklı ölçü ve şekillerde algılanabilir. Bu izâfiyet; mefhumlar için de geçerlidir. Nitekim insanın rûhî keyfiyeti, idrak, zekâ, muhâkeme, müktesebât... gibi zihnî değerleri çerçevesinde; bir mesele hakkındaki kanâati de farklı tarzlarda tezâhür edebilir. İnsanlıkla beraber başlayan, nefsâniyet ve ihtiraslarla körüklenen fikrî ayrılıklar; amansız mücadelelere de sebebiyet verir. Cemiyetler; boş ve kısır ihtilâflar girdabında, buhranlarla can çekişir. İçtimâî hayatı ifsad eden bu fenalıklar; daha Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’ın oğulları zamanında başlamıştır. İhtiraslarına esir olan Kābil, akl-ı selîmi temsil eden Hâbil’i öldürerek ilk cinayeti işlemiştir.
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
KOMŞU HAKKI ve TEBLİĞ...

Image

Yurt dışında bir vatandaşımız denk getirir, bir daire satın alır. Standardı belli olduğu için alış veriş öncesi içine girmemiştir. Tabiî anahtar eline geçtiği gün heyecanlıdır, hemen oraya yönelir.

Daire, güzel bir semttedir. Binanın önü ferah. Girişi rahat.

Yeni ev sahibi sıfatıyla bizimkinin memnuniyeti yüzüne de diline de yansımıştır. Yanındakilerle beraber neşeli neşeli binaya girer. Satın aldığı dairenin önüne bir hamlede ulaşır.

“–Güle güle oturmak nasîb olsun!” temennileri arasında anahtarları cebinden çıkarır. Uzun zamandır ilk defa anahtar görmüş olan kapalı kapıyı; «bismillâh» deyip açar.

Kapı, epey vakit açılmamış olduğundan dolayı, yata yata dizleri kireçlenmiş hasta gibi biraz tutukluk yapar. Fakat nihayet hatırını soran birinin çıkması üzerine, hoş geldiniz dercesine kendince keyifli sesler çıkartır. Duyduğu sevinci daha içten göstermek için de; haftalarca, aylarca, belki yıllarca birike birike üst köşesinde katman oluşturmuş tozları, gelenlerin başına sanki inci serpiyormuşçasına cömert bir şekilde yağdırır.

Devamını oku...
 
BİR ZİYARETİN ARDINDAN...

Image

Bayramın dördüncü günüydü, kayınvâlidemlerle birlikte bir akrabalarının oğluna yemeğe gitmeye niyetlendik. Yeni ev almışlar; «Hayırlı olsun, güle güle oturun...» diyeceğiz...

Aslında bu ziyaretle bir taşla birçok kuş vurmak istiyoruz. Evlendiler, çocukları oldu, büyüdü gidemedik. Gidince öğreniyoruz ki kızları beş yaşına basmış.

Büyük şehirlerde akrabalık ilişkileri malûm... Eski zamanlarda akrabalar çoğu zaman aynı bahçe içindeki evlerde yahut aynı sokakta, birbirine yakın adreslerde otururlarmış. Hâlen Anadolu’da öyledir. Hattâ Anadolu’dan İstanbul’a göç ettikten sonra da bir zaman bu âdet devam ettirilmiştir. Anne-baba ve kardeşler; aile apartmanının birer katında otururlar. Çocuklar beraber büyütülür, yaşlı anne-babaya beraberce bakılır. İşler yardımlaşarak yapılır. Aileden bir kızın çeyizi mi hazırlanacak, elbirliği yapılır. Bir delikanlı okula mı yazıldı yahut askere mi gidecek, büyükleri cebine harçlığını koyar...

Devamını oku...