| KAPAK | DOSYA | ||
|---|---|---|
|
||
| BU SAYIDAN MISRALAR.. | ||||
|---|---|---|---|---|
|
||||
ANA SAYFA
![]() |
| MAHCÛBUM YÂ RASÛLÂLLAH! |
|
|
| Yazar SEYRÎ (M. Ali EŞMELİ) | |
|
Evvelden mübarek topraklara gidiş aylarca sürerdi. Aşk kervanları yolda yana yana pişer ve huzûr-i Rasûlullâh’a öyle çıkarlardı. Bizler ise, uçakla çok kısa bir zamanda kendimizi O’nun eşiğinde buluyoruz. Hasretiyle bütün bütün yanamadan, pişemeden... O’nun bizden beklediklerini hazırlayamadan... Bu seneki Ramazân-ı şerifte bu gerçeği derinden hissederek O’nun mübarek eşiğinde ancak itiraf-ı acz edebildim. Görenle görüştüğün mübârek eşiğine, Sana bakmaya lâyık bir göz getiremedim. Düşe-kalka gelirken bu rahmet beşiğine, Günahlardan arınmış bir öz getiremedim. Bin bir câhillik ettim, can düşünce gurbete, Billâh tevbeler olsun Sen’den başka nisbete, Aşkı lügat eyledim Sen’in ile sohbete, Yine şânına uygun bir söz getiremedim. Yalnız yanında güzel dünyâ ve mahşer günü, Bu âcize nasip mi sonsuz vuslat düğünü? Koyarlar mı cennete, ateş yutmuş düşkünü? İsteklerimin bağrı, hep köz, getiremedim. Emânetini, eyvah, değişmişiz hülyâya, Sünneti de terk edip kalmışız dinde yaya, Böylece gırtlağından nice başı dünyâya, Zincirle bağlamışlar; Sen çöz, getiremedim! Çektiğim çileleri, zahmetimi getirdim, Düştüğüm isyanları, gafletimi getirdim, Suç izleri alnımda, zilletimi getirdim, Gül yüzünün aynası bir yüz getiremedim. Boynu bükük hâldeyim, ey dertlerin tabîbi, Hatâlarım kum gibi, kusurlarım dağ gibi, Utandım ahlâkından, ey Allâh’ın Habîbi, Geceden kara gönlü, gündüz getiremedim. Yana yana kül olsam muhabbet çırasında, Merhamet eder misin şefâat sırasında? Her biri Yûnus olan düzgünler arasında, Eğrilerle doluyum, hiç düz getiremedim. Tam fikredemedim ki nihayet dönüş kime, Tam tâbî olamadım, Sen’in gibi hakîme, Kılavuzluk ettiğin sırât-ı müstakîme, Çarpık ayaklarımı dümdüz getiremedim. Nefse mağlûb olunca, gönülde nabız düştü, Akıl da yoldan çıktı, sevdâ denen hız düştü, Bu beden balçığında gittikçe cılız düştü, Gürbüz aldığım rûhu, gürbüz getiremedim. Affet yâ Rasûlâllah, yığınla yanlışım var, Mahcûbum, tuş eyledi sancılı imtihanlar, Ayrılık vadisinde öyle savurdu rüzgâr, Aklı, gönlü ve aşkı, üçüz getiremedim. Efendim, bunca suçla muhâtabın olmuşum, Haddimi bilememiş, hitab ile dolmuşum, Ne olur nazar eyle, yaprak gibi solmuşum, Parça parça hâlimi, tek cüz getiremedim... Ne olur, kabul eyle şefâat talebimi, Huzurunda bağışla perîşân edebimi, Ne kadar süpürsem de siyah mürekkebimi, Amel defterlerimi çöpsüz getiremedim. Çaresiz Seyrî oldum, eyle hâlimi ıslah, Kapında hamlığımı affet yâ Rasûlâllah, Nice salât ü selâm, getirsem bile eyvah, İstediğin kıvâmı henüz getiremedim!.. |
| Sonraki > |
|---|
![]() |
| Yüzakı Kitapları |
|---|
|
|
|
|||||
| BU SAYIDA EDEBİYAT | |||||
|---|---|---|---|---|---|
|
|||||
|
|||||
Yaklaşmak ister insan. 







İlk Müslümanlardan ve ilk örnek şahsiyetlerden güzîde bir sîmâ; Hazret-i Hâlid bin Saîd...
Akşamın kızıllığı çökmüştü ufka... Dedesinden kalma eski ahşap evinin penceresinden bir müddet güneşin batışını seyretti... «Zaman ne çabuk geçiyor.» diye düşündü... Geçen hangi zamandı acaba?! Bir ömür mü?! Yoksa yapayalnız geçen bir gün daha mı?!
Hac, pek çok ilâhî hâdisenin ve imtihanın yaşandığı bir ziyaret... Haccın çok kerâmetleri, çok hikmetleri var. Lâkin insan; o kalabalıkta, hercümerç içinde, kendisine nasip olan büyük nimetin farkına yeterince varamıyor. Bu da haccın apayrı bir imtihanı... Milyonlarca yüreğin orada nice duaları, nice dilekleri ve nice niyetleri var. Herkesin bu yolda yaşadığı hikmetli hâdiseler var. Benim de hac ile ilgili enteresan hâtıralarım ve şahidi olduğum fevkalâde hâdiseler var. Faydası olur ümidiyle anlatmayı arzu ediyorum.