| KAPAK | DOSYA | ||
|---|---|---|
|
||
| BU SAYIDAN MISRALAR.. | ||||
|---|---|---|---|---|
|
||||
![]() |
| KAYIP İLÂNI... |
|
|
| Yazar SEYRÎ (M. Ali EŞMELİ) | |
|
Kaybedenler, kazananlar, soruyorlar: Ne kayıp? Geceden gündüze hem peş peşedir hem ayrı, Yapı cân attı şehirden köye, köyden şehire, Şu kızıl çöl ne kadar boş, şu gülistân ıssız; Çağda sahrâlara sabrettirecek sevdâ yok, Yâsemin, Lâle ve Şebnem, kışa mağlûb olmuş, Eğri hançer kesilen yaylı virajlar, ne de çok, Eritir mum gibi günden güne insânı çile, Kafalar sâdece ayran tası olmuş gibidir, Ak değil bardağa artık döküyor testi, kara, Dedesiz evlere baykuş, yuva yapmış şimdi, Dünkü saklambacı, kim yaptı dolambaç bu gece? İyilik az, televizyon kötülükler deposu, Türlü rol, türlü dekor, türlü figür, meydanda; Her taraf yol boyu meyhâne üzüm sarhoşuna, Kimi vitrinde çürürken, kimi kantinde kokar, On çamur maskeye hapsetti güzellik boyası, Şimdi mikrop da sanatkâr, acıyın hastalara, Bizi yıkmaz şu virüslerle boğuşmak, lâkin, Ne zaman kudrete sırt döndü, burun büktü tabip, Kaybeden çok, kazanan az, küpü oynak buranın, Bozdu tayfun yeşeren dağları, rüzgâr ovayı, Hepsi insâna delâlet; kereviz, elma, kiraz; Ey ağaç! İşte güneş, işte su; toprak da güzel, Dün dokuz gökte kılıç astı kalemler, lâkin, Dönecek dendi; fakat kaldı hesap Bağdat’ta; Koca coğrafya, yazık, düştü küçük bir kafese; Çok, bu darlıkta hesapsız eğitim merkezimiz, Gözü yüksekte başın, ufku çakılmış çukura, Ne çıkar; deş bakalım, başkasının çöplüğünü! Rafta hâin güveler öyle kemirmiş ki, ayıp, Doğru-yanlış demeden Türkçeyi katletti eden, Son kuraklarda çoraklaştı hayâtın denizi, Kayba rağmen, yine içten içe sahrâda bile, Şaşma insek de eşekten, bineriz taksilere; Mumu poyrazda helâlin, feri sönmüş sönecek, Çıktı meydanda sekiz tahterevalliyle oyun, Eğri, doğrulmaya zıt, girmeden evvel tabuta, Güneşin battığı yerlerde, derin dehlizde; Yazamam her şeyi; sığmaz kayıp îlânlarına, Yol kayıp, yolcu kayıp... Çâre nedir, ey Seyrî, Vezni: feilâtün / feilâtün / feilâtün / feilün
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
![]() |
| Yüzakı Kitapları |
|---|
|
|
|
|||||
| BU SAYIDA EDEBİYAT | |||||
|---|---|---|---|---|---|
|
|||||
|
|||||
Günümüzde inançla problemi olan okumuş-yazmış insanların pek çoğunu hataya düşüren bir husus var:







KUVVE-İ GADABİYYE
Son devir Mevlevîliğinin örnek şahsiyetlerinden biri olan, Üsküdar Mevlevîhânesi son postnişîni âlim, fâzıl insan Ahmed Remzi AKYÜREK (1872-1944), aynı zamanda dîvan edebiyatının güçlü mümessillerinden biridir. Sadece mutasavvıflar ve Mevlevîler tarafından değil, aynı zamanda devrin önde gelen edip ve şairlerince de sevilen, sayılan ve müracaat edilen bir kişidir. Çünkü o, yalnızca içinde yaşadığı toplulukla ve kültürle yetinen birisi değildir. Bunun yanında memleket meselelerine daima ilgi duymuş, kendi mizacına ve üslûbuna uygun şekilde tavrını yansıtmış ve görüşlerini bildirmiştir.
Hac, pek çok ilâhî hâdisenin ve imtihanın yaşandığı bir ziyaret... Haccın çok kerâmetleri, çok hikmetleri var. Lâkin insan; o kalabalıkta, hercümerç içinde, kendisine nasip olan büyük nimetin farkına yeterince varamıyor. Bu da haccın apayrı bir imtihanı... Milyonlarca yüreğin orada nice duaları, nice dilekleri ve nice niyetleri var. Herkesin bu yolda yaşadığı hikmetli hâdiseler var. Benim de hac ile ilgili enteresan hâtıralarım ve şahidi olduğum fevkalâde hâdiseler var. Faydası olur ümidiyle anlatmayı arzu ediyorum.