KAPAK | DOSYA
ImageGünümüzde inançla problemi olan okumuş-yazmış insanların pek çoğunu hataya düşüren bir husus var:
    
Arkeoloji, antropoloji, dinler tarihi gibi disiplinlerin ilerlemesi ve antik toplumlara ait dinî metinlere, kalıntılara ulaşılarak o dinlerin inanç, ibadet ve muâmelât iskeletlerinin ortaya konması, mevcut dinler aleyhine delil arayışındaki kimseler için bir fırsat oldu.
 
BU SAYIDAN MISRALAR..
Cemâl-i yâre âşık,    
Benim, yâ Rasûlâllah!    
Ahmed Muhtâr’e âşık,    
Benim, yâ Rasûlâllah!    
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil

header15.jpg
Varlıklar Âlemini Bağrına Basan Yazdır E-posta
Yazar B. Cahit ÖZDEMİR   

ImageTOPRAK

Toprak; bütün canlıların ihtiyaç duyduğu besin maddelerini ihtiva eden ve ekolojik dengenin devamı için, yaratılan mahlûkatın devr-i dâimine imkân veren temel bir varlıktır. Onun bu hususiyetine binaen, eski âlimler onu, ateş, su ve hava ile birlikte tabiatın esas unsurlarından birisi olarak kabul etmişlerdir. Yaratılış maksadına uygun olarak muhtelif koku, tat ve lezzette; türlü renk, şekil ve evsafta; canlı ve cansız sonsuz sayıdaki nimetlere hayat veren, kucak açan bu varlığın künhüne vâkıf olabilmek, insan havsalasının kârı değildir.

İnsan, meleklerden bile üstün olabilecek istidatta ve «ahsen-i takvîm üzere» (Tîn, 4), topraktan yaratılmıştır. “İnsanın fânî vücudu, topraktan yaratıldığı için toprakla gıdalanır ve neticede toprakta yok olur. Yani aslına döner. Topraktaki bütün elementler, insan vücudunda «az-çok» mevcuttur. İnsan vücudu, aynı zamanda toprağın ayrı bir görünüşüdür. Allah Teâlâ, Âdem -aleyhisselâm-’ın bedeninin çamurunu bu topraktan yarattığı hususunda âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

«Allah onu topraktan yarattı. Sonra da ona; ‘Ol!’ dedi ve (o da) oluverdi...» (Âl-i İmran, 59) Hadîs-i şerifte Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

«Allah Teâlâ, Âdem’i yeryüzünün her tarafından aldığı bir tutam topraktan yaratmıştır. Bu sebeple âdemoğullarının, o topraklara izâfeten bir kısmı kırmızı, bir kısmı beyaz ve siyah, bir kısmı da bu renklerin karışımındaki bir renkte; bir kısmı yumuşak, bir kısmı sert, yani muhtelif istidat, hususiyet ve karakterde dünyaya gelmiştir...» (Ebû Dâvud, Sünnet, 16) buyurmaktadır.”*

Hayatın kıyâmete kadar devamı için gerekli olan bütün nimetler; cennetten bir cüz olarak yaratılan dünyada, yer altı ve yer üstüne paylaştırılarak ikram edilmiştir. Yeryüzünün hiçbir köşesi yoktur ki, bu şükrü edâ edilemeyecek; kemiyet ve keyfiyet itibarıyla hesaba gelmeyen, havsalaya sığmayan nimetlerden mahrum olsun. Toplumlar barış içinde karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma ölçüleri ile kendilerine emanet edilen bu nimetlerden faydalanabilirlerdi. Ancak; vaadinde durmayan, fıtratın dışına taşan insanlık, barış maksatlı «kavmî» farklılıklarını (Hucurât, 13), savaşa yönlendirerek, bu servetlerin gaspı için dünyayı kan ve ateşe boğmaktadır. Kaynakların sömürülmesi, israf edilmesi, hor kullanılması gibi «emanete hıyanet» kabîlinden sebepler dolayısıyla, zenginlikler saadete çevrilememektedir; ki, zamanımızın meselesi olan dünya çapındaki felâketler de bunun tabiî bir neticesidir.

Varlıklar için bu derece esas kılınan toprak, «uzun bir sabrın tatlı meyvesi» olarak, zaman içinde kayaların erimesi ile teşekkül etmektedir. Bir santimetrelik toprak tabakasının teşekkülü için, kayanın hususiyetine göre, yüzlerce-binlerce yıla ihtiyaç vardır. «Şükrân-ı nimet» olarak, her zerresi hassasiyetle korunması gerekirken; dünyada tabiatın istismarının yol açtığı, korkunç bir toprak erozyonu (aşınması, kaybı) bahis mevzuudur. Meselâ, hemen hemen tamamı erozyona maruz bulunan ülkemizde, yıllık toprak kaybı takriben 500 milyon ton civarındadır ki, bu da Kıbrıs adasının sathı kadar bir sahaya tekabül etmektedir.

Gelişimize de, dönüşümüze de vesile kılınan toprak, hikmet nazarında ihtiva ettiği derin mânâlar dolayısıyla, insanoğlunun his dünyasını ifade eden vazgeçilmez kelimelerden biri olmuştur. Hazret-i Ali -kerremallâhu vechehû-’yu bir dost sıcaklığı ile toprak üzerinde uzanmış, onunla hemhâl olurken gören Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bu samimî münasebeti ifade sadedinde, kendisine; «Ebû Türab/Toprağın Babası» diye latîfe ederler.

Hadîs-i şerifte; “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister, ancak gözünü toprak doyurur.” (Tirmizî) buyurulmuştur. Dünyevî ihtiraslarla doymak bilmez iştihalara ihtar için, «hiçlik»e telmihen; “Gözünü toprak doyursun.” denir:

Doymayan nefs, gözünü kara toprak doyursun!
Sofraya açlığı besleyenler buyursun!.. (Necip Fazıl)

Varlıklar için bu kadar muhtaç olunduğu hâlde, ayaklar altında çiğnenen toprağı, tevazu için emsal gösteren Mevlânâ -kuddise sirruh- Hazretleri, nefsi azgın bir küheylân misali olan insana, şu ikazda bulunur:

ImageTaş yeşermez, gelmiş olsa da bahar;
Toprak ol da bak, nasıl güller açar.
Taş gibiydin, çok gönül kırdın yeter;
Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Edebiyatımızın zirve şahsiyetlerinden Türkmen mutasavvıf Fuzûlî, yüce Sevgili’nin ellerini öpme arzusu için topraktan medet bekler:

Dest bûsi ârzûsuyla ölürsem dûstlar,
Kûze eylen toprağım, verin anınla Yâr’e sû.

Toprağa derûnî hislerle bakan Âşık Veysel’in, onda sezdiği şefkat, dostluk, müsamaha, cömertlik... gibi derin mânâları, Kara Toprak şiirinin bir kıt’asında şöyle terennüm eder:

Karnın yardım kazmayınan belinen,
Yüzün yırttım tırnağınan elinen.
Yine beni karşıladı gülünen;
Benim sâdık yârim kara topraktır.

Bayrağın dalgalandığı; kanla sulanan; ilim, sanat ve kültür eserleriyle tescil edilip vatanlaşan toprak, milletler nezdinde, uğruna can feda edilen ayrı bir değer kazanır. İstiklâl şairimiz Mehmed Âkif, bu keyfiyeti, İstiklâl Marşı’mızda şöyle ifade ediyor:

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı,
Sen şehîd oğlusun incitme, yazıktır atanı,
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.

Bu cümleden olarak; Orhan Şâik’in de, «Bu Vatan Kimin?» sorusuna verdiği cevaplardan birisi şöyledir:

İleri atılıp sellercesine,
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara toprağa girenlerindir.

Toprağa ibretler penceresinden, derin bir idrakle bakanlardan ve oranın esrarına perde aralayanlardan birisi de, gönül sultanlarından Yûnus Emre -kuddise sirruh- Hazretleridir. O da şöyle terennüme başlar, gönül gözüyle topraktan fâş ettiği sırları; şırıldayan duru bir pınar misali rûha sükûnet veren ilâhisinde:

Hor görme toprağı, toprakta kimler yatar,
Hani bunca evliyâ, yüz bin peygamber yatar.

Hayat sahnesinde ibretler ve hikmetler sergileyen toprak, bütün mevcudâtı kucak açmış bekliyor; bağrına basmak ve emanetlerini geri almak için.

Son durak kara toprak...

Âhiret tarlasına ekilenlerin hasat edilip; safasının veya cefasının sürüleceği ebedî hayata ulaştıran. Bütün mesele; ne ekildiği ve ona göre ne hasat edileceği. Musa Efendi -kuddise sirruh- Hazretlerinin de ifade buyurdukları gibi;

“Ne mutlu yüz akı ile âhirete göçebilene.”

* Osman Nuri TOPBAŞ: Nebîler Silsilesi-1, Erkam Yay. İst. 1997, sh.: 33-34

 

 

 
< Önceki   Sonraki >
 
46.jpg
Yüzakı Kitapları
İhlas ve Takva
İhlas ve Takva


Muhabbet ve Mârifet
Muhabbet ve Mârifet


Gün Ortası
Gün Ortası


Sebebi Sensin
Sebebi Sensin


Hak'tan Hediye
Hak'tan Hediye


Bir Yağmur Başladı
Bir Yağmur Başladı


Bir Lahzaya Bin Asır
Bir Lahzaya Bin Asır


İnsan Fıtratındaki Hususiyetler-2
ImageKUVVE-İ GADABİYYE
   
İmam Gazâlî Hazretleri, insan fıtratında üç temel sâik tespit eder:
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
Şiirimizdeki Büyük Kâinat:TASAVVUF
Imageİlim, fikir ve sanat insan zihninin mahsulüdür. Dolayısıyla insandan ve onun dünyasından ayrı mütalâa edilemez. İnsanın zihin ve gönül dünyası ne kadar âhenkli ise verdiği mahsuller de o kadar âhenk içinde olur. Zihin ve gönlü karmaşa içinde olanların iç yüzleri ürettiklerine de akseder.
Devamını oku...
 
Şarap Parası İçin Hacca Giden HACI BURHAN
ImageHac, pek çok ilâhî hâdisenin ve imtihanın yaşandığı bir ziyaret... Haccın çok kerâmetleri, çok hikmetleri var. Lâkin insan; o kalabalıkta, hercümerç içinde, kendisine nasip olan büyük nimetin farkına yeterince varamıyor. Bu da haccın apayrı bir imtihanı... Milyonlarca yüreğin orada nice duaları, nice dilekleri ve nice niyetleri var. Herkesin bu yolda yaşadığı hikmetli hâdiseler var. Benim de hac ile ilgili enteresan hâtıralarım ve şahidi olduğum fevkalâde hâdiseler var. Faydası olur ümidiyle anlatmayı arzu ediyorum.
Devamını oku...