KAPAK | DOSYA

Image«20. Yüzyıl Türk Şiirinde BEŞ ŞAİR» adlı kitabımıza aldığımız beş şairden biridir Yahya Kemal... Dîvan edebiyatının öldüğünün söylendiği, «aruz»un şiirimizde artık bir «vezin» olarak kerhen kullanıldığı, bu veznin Türkçe ile bağdaşamadığının savunulduğu bir dönemde; «hâlis şiir» avcısı olarak ortaya çıkan ve büyük bir hayran kitlesinin gönlünde şiirin kaynağı, sanatın kaymağı olan «üstad»ın adıdır Yahya Kemal...

 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Sonbaharın koynunda güneş bile eriyor.    
Sam yeli vurmuş gibi dökülüyor yapraklar.    
Kırılan dallar yine acı sesler veriyor,    
Kara kış gitmeyince yeşermiyor topraklar.

Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil

header24.jpg
Uzak Doğunun Yazdır E-posta
Yazar Aynur TUTKUN   

ImageKİŞİSEL GELİŞİM FORMÜLLERİ

Bir-iki yıl öncesiydi. Memleketten İstanbul’a yalnız gelmek durumundaydım. Açık, gayet bakımlı kırk-elli yaşlarında bir hanımın yanında yolculuğa başladım. Karşılıklı güler yüzle selâmlaşma ve tanışma faslından sonra altı saat boyunca devam edecek muhabbetimiz başladı.

Kendisi NLP, reiki ve hipnoz alanlarında uzman imiş, elit kesime seminerler veriyormuş. İki-üç sene önce değişen hayatından sonra gerçek huzuru bulmanın neşesi vardı yüzünde. İlk başta uzmanlık alanlarından bahsetti, sorularıma tatmin edici çok güzel cevaplar verdi. Daha sonra konu döndü dolaştı kalbî meselelere geldi. Hem ağladı hem anlattı, tabiî beni de ağlattı. Yaratıcı’nın adını her anışında ürperen tüylerini gösterdi. O’nunla buluşmanın, O’nu hissetmenin, kadere teslim olmanın, her olanda bir hikmet bulmanın keyfini dile getirdi sık sık. Ve en son şöyle dedi; «Reiki, NLP, meditasyon, hipnoz, ilh... hepsi fasa-fiso. Hazret-i Peygamber’in gösterdiği yolda bu gibi metotların vereceği huzur zaten fazlasıyla var. Ve ben şimdi gerçek kimliğimi açıklamadan insanları Yaratıcı’yla ve Hazret-i Peygamber’le tanıştırmaya çalışıyorum.”

İnanmak, her insan için fıtrî bir ihtiyaçtır. İnanç, insanı olgunlaştıran iç huzurunun kaynağıdır ve şahsiyet gelişimi için şarttır. Fıtrata uygun inancı bulabilenler bu yolda ilerlemeye, gelişmeye, kendilerini gerçekleştirmeye çalışırlarken, bulamayanlar da farkında olmayarak bir bocalamanın içerisinde çeşit çeşit sahte çiçeklerden bal almaya uğraşıp durmaktadırlar. Uzaktan baktığımızda birçoğumuzun acıdığı bu insanları aslında tebrik etmek de gerekir. Çünkü nefsî arzulara bir şekilde engel olarak ya da nefse çok tatlı gelen birtakım şeylerden uzaklaşarak erdemli bir hayatı tercih etmektedirler. Duamız, inancımız, ümidimiz odur ki bu insanlar gün gelir fıtrata uygun olan inancı da bulurlar.

İslâm’ı tanımayanların Uzak Doğunun yoga, reiki, nirvana, meditasyon gibi öğretilerini anlayıp uygulamaya çalışmalarına hak verirken İslâm’ı bilenlerin hele hele Müslüman olanların bu gibi akımlarla meşgul olmalarını anlamak biraz zordur. «Bunlar din değil hayat tarzı, kişisel gelişim tekniği» deseler bile bir Müslümanın, İslâm varken neden bir başka hayat tarzına ihtiyaç duyduğunu anlamak da zordur.

Meselâ; reiki, Japonca bir kelime olup, anlamı cihanşümul hayat enerjisi demektir. Bu anlayışa göre, düşünce neredeyse enerji oraya akar (dua). Bedenimize enerji aktaran kanallar yani çakralar (letâif) vardır. Her bir çakra farklı bir enerjinin giriş kapısıdır ve bu kanallar özel bir gayretle (çünkü kendiliğinden olması imkânsızdır) açık tutularak vücuda enerji (feyiz) akımı sağlanmış olur ki bu da hayatta sağlığın, huzurun kaynağıdır. Reikinin 5 prensibinde şöyle denir;

1. Bugün, özellikle bugün kızma.

2. Bugün, özellikle bugün endişelenme.

3. Hayatını dürüstçe kazan.

4. Yaşayan tüm canlılara saygılı ol.

5. Bugün şükran duygusu içinde yaşa.

Oysa bizler Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in;

“Lâ tağdab: Öfkelenme!” hadîsinde,

Kuşların rızıklarını beklemesindeki gibi teslimiyette,

“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” âyetinde,

“Yaratılanı severim Yaratan’dan ötürü” anlayışında,

Dilimizden hiç düşürmediğimiz;

«Elhamdülillâh» zikrinde ve daha nicesinde reikinin beş prensibinden daha fazlasına sahibiz.

Uzak Doğunun hayat kalitesini artırmakta kullanılan bir diğer tekniği meditasyon ise herhangi bir şey üzerinde derin olarak düşünerek zihni bir süreliğine rahatlatmak demektir. Amaç; uyarıları (bize isabet eden iyi-kötü şeyleri) ortadan kaldırmak değil; bir ses, bir şekil, bir kelime ya da nefes üzerine yoğunlaşarak o anki uyaranlardan uzak kalarak stresten, sıkıntıdan uzak kalıp huzuru yakalamaktır. Sanki kendi kendimizi uzaktan müdahale etmeden seyrediyor gibiyizdir. Uydudan dünyanın herhangi bir yerindeki bir olayı seyretmek gibi bir şeydir.

Aslında hayatın her alanında farkında olmasak da meditasyon vardır. Kitap okurken kendimizi kaybetmemiz, bir ormanda, deniz kenarında tabiatla iç içe olduğumuzu hissetmemiz, yaptığımız işte yoğunlaşmamız, dua ederkenki hâlimiz hep bir çeşit meditasyondur.

Tasavvufta ise meditasyon çeşitli şekillerde gerçekleştirilir. Bazı tarikatlarda meditasyon, mürşid denilen mânevî rehberin görüntüsü ve ondaki ilâhî ışığı hayal etmekle; bazı tarikatlarda zikir esnasında zikirde kullanılan kelimelerin ışıklı bir şekilde hayal edilmesiyle; bazı tarikatlarda ise murâkabe adı altında kalp üzerine dikkati yoğunlaştırmakla veya genel olarak ilâhî sıfatları, yaradılışı tefekkür etmekle gerçekleştirilir. Bir tarikata mensup olsun olmasın bir Müslümanın itikâf denilen ibadeti gerçekleştirmesi de meditasyon üstü bir olaydır ki hem kişi için muhteşem bir tecrübe, hem de o kişinin mensup olduğu toplum yararına muhteşem bir pozitif enerji (feyiz) kaynağıdır. Kifâî olmasının hikmeti ise burada saklıdır; yüce Allah toplumdan birini o toplum yararına pozitif enerjiyi çekmek için seçmiştir.

ImageYogada da belli bir takım vücut duruş şekilleri ve nefes alma egzersizleriyle vücudu ve tabiî olarak da zihni ve rûhu dinlendirme amacı vardır ki, bu da her bir âzânın hakkını vererek tâdil-i erkâna uygun bir biçimde namaz kılmayı akla getirir.

Yoga felsefesindeki nirvana terimi ise kişinin yeryüzünde tekrar doğma ihtiyacından kurtulacak derecede gelişmiş, olgunlaşmış olması anlamına gelir ki hiçbir Müslüman tekrar dünyaya gelmeyi arzu etmeyecek kadar olgundur ve kadere teslim olmuştur zaten.

Uzak Doğuya ait örneklerini verdiğimiz bu gibi yabancı mistik unsurların İslâmî unsurlara benzerliği onların da kaynağının eski hak inançlar olabileceğini akla getirebilir. Ne var ki yeni bir dine ihtiyaç duyuracak kadar deforme olmuşlardır. Yaratıcı da bu yüzden yeni ve son bir din göndermiştir. Ve bu din, hiçbir doktrinin veremeyeceği kadar huzur verebilecek kapasitededir. Bu dindeki her ibadetin bir hikmeti vardır ki bunlar şahsiyet tekâmülü ve ebedî mutluluk için en doğru formüllerdir.

 

 

 
< Önceki
 
45..jpg
Yüzakı Kitapları
İhlas ve Takva
İhlas ve Takva


Muhabbet ve Mârifet
Muhabbet ve Mârifet


Gün Ortası
Gün Ortası


Sebebi Sensin
Sebebi Sensin


Hak'tan Hediye
Hak'tan Hediye


Bir Yağmur Başladı
Bir Yağmur Başladı


Bir Lahzaya Bin Asır
Bir Lahzaya Bin Asır


Karanlıklar ve Şimşekler Ortasında BİR YAĞMUR MİSALİ
ImageŞimdi size şiddetli yağmurun yağdığı bir ortam ve o yağmura tutulanların hâllerini kelimelerle resmetmeye çalışacağım.
    
Gerçi metropol şehir hayatı bizi tabiattan kopardı. Köyde-kırdaki bir insanın tabiatla iç içe yaşadığı o zengin tabiî hayattan bizde eser kalmadı. Hâlbuki tabiattan kopuk olmadığımız zamanlarda güneşin doğuşu insana ayrı bir güzellik, bulutun hareketi ayrı bir âhenk ve estetik hissettir, yağmurun yağışı ayrı bir heyecan verirdi. Gecenin karanlıkları ayrı bir sükûnette ve derinlikte, gündüzün aydınlığı apayrı bir netlikte ve canlılıkta olurdu.
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
Tarihimize, Kültürümüze, İnancımıza DAHA NE KADAR YABANCILAŞACAĞIZ!
ImageBir grup fareyi almışlar ve önlerine hemen öldüren zehirli yiyecekler koymuşlar. İlk fare yemiş ve ölmüş. İkinci fare yemiş ve ölmüş. Bunu gören diğerleri ise, canlarını çeken cazip yiyeceklere artık ağzını sürmemiş. En aç olanı bile yemez olmuş.
    
Fakat başka bir grup fareyi almışlar ve önlerine bir hafta sonra öldüren zehirli yiyecekler koymuşlar. İlki yemiş ölmemiş, ikincisi yemiş ölmemiş. Bir şey olmadığını görünce hepsi yemiş. Bir hafta sonra da farelerin tamamı ölmüş.
Devamını oku...
 
BÜYÜK DENEYİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
ImageGeçtigimiz ayın gündemini meşgul eden konulardan en çarpıcı olanı hiç şüphesiz Avrupa’nın NASA’sı yerinde olduğu kabul edilen CERN’de Atlas adlı deneyin başlatılmasıydı. Deney hakkındaki malûmat gerçekten hayret uyandırıcıydı; çünkü deney için inşa edilen merkezin büyüklüğü, işin başdöndürücü maliyeti, çalışanların sayısı, hazırlık süresi ve meydana gelecek çarpışmanın enerjinin yoğunluğunu ifade eden bütün sayılar baş döndürecek kadar yüksekti.
Devamını oku...