|
Abdullah İbn-i Selâm’ın* Müslüman Oluşu “BU YÜZ YALAN SÖYLEMEZ!” Parıldıyordu Rasûl’ün yüzünde âyet-i nur, Gören diyordu; ışıktan temiz, sudan billûr...
Görünce baktı Yahûdîlerin ilim güneşi, Uyandı; «Yok!» diyerek yerde-gökte böyle kişi. Bu denli nurlu, güzel, muhteşem değildi hilâl, Düşündü resmedemez böyle bir cemâli, hayal. Güneş de nûrunu, belliydi, O’ndan almıştı, Bu hisle bilge Yahûdî de seyre dalmıştı; Açıldı perde-i mânâ, neler neler gördü; Bakıp o yüzde ne gördüyse mûteber gördü. O yüz, o sevgili sîmâ, o tatlı çehre, o gül, Ne muhterem idi! Baktıkça baktı, baktı gönül. O yüzde nûru temâşâ edip de erdi O’na, O yüzde kalbini, hayrân olup da, verdi O’na. O yüzde cenneti seyretti, cânı seyretti, O yüzde gördüğü her şey, güzeldi, rahmetti. O yüzde doğruyu fark etti, Hakk’ı Hak okudu, O yüzde, kendini, O’ndan, gönül gönül dokudu. O yüzde nûr-i hidâyetle doldu vicdânı, O yüzde Hazret-i Allâh’ı buldu seyrânı. Bakıp bakıp dedi: «Âyet bu, vech-i müstesnâ, Bu misli yok, ne güzel yüz, ne tertemiz sîmâ!..» O tatlı çehreye baktıkça gönlü haz aldı, Ne şüphecik, ne tereddüt, ne îtiraz kaldı. Suâle olmadı hâcet; «Nedir delîli?» diye, O mûcizeydi, gerek yoktu başka mûcizeye. İşitti hak sözü deprenmeden dudak ile dil, Bakıp bakıp dedi: «Aslā, bu yüz yalancı değil! Bu yüz, o her açıdan en yegâne, kıymetli, Bu yüz beşer yüzü lâkin, beşerden izzetli. Evet, bu yüz,» dedi; «Devranda varlığın yüz akı, Bu yüz, bu yüz,» dedi; «Allâh’a erdirir halkı. Bu yüz, hakîkate Hakk’ın, ezelden aynasıdır, Bu yüz, o can yüzünün Hak katında en hasıdır. Bu yüz, karanlığı aydınlatan asıl kandil, Bu yüz, görenleri ashâb eden o şanlı delil. Bu yüz, gönülleri mîrâca dek alır, götürür, Bu yüz ki, kim ede seyran, Cenâb-ı Hakk’ı görür. Bu yüz, o yüz,» dedi; derhal şahâdet eyledi tam, O anda gönlünü doldurdu karşılıklı selâm. «Sahâbesin!» dedi tebrîk edip Rasûlullah. Ne mutlu, eyledi bizzat, Husayn’ı Abdullah. Ne mutlu İbn-i Selâm’ın bakıp gören gözüne, Ne mutlu nûr-i Muhammed’le yoğrulan özüne! Nasip bu, gāye bu, dünyâ ve âhirette şifâ, Işıl ışıl bize Peygamber’in yüzünde safâ. Ne kutlu sevgili, nûr eyliyor yüzündeki nur, Bütün gönülleri sarsın O’nun gözündeki nur. O yüz ki, bir kere bakmak yeter hidâyet için, O göz ki, göz göze gelmek yeter, saâdet için... O Mustafâ’yı görenler koşardı îmâna, Biraz düşün, seni ey can, gören koşar ne yana? Eğer Muhammed-i Muhtâr’a koşturursa yüzün, Özün, biraz bile çekmez hesap gününde hüzün. Fakat cehenneme koşturduğun vakit birini, Ateşte, önce, hazırlar Hudâ, senin yerini... Uyan da nûr-i Muhammed’de nûra ermeye bak, Sahâbiler gibi göz göz Rasûl’ü görmeye bak! Görünce İbn-i Selâm’ın gözüyle eyle nazar, Bu hâli aşk ile Seyrî kalem olur da yazar... Vezni: mefâilün / feilâtün / mefâilün / feilün (fa’lün) *Büyük bir Yahûdî âlimiydi. Hazret-i Peygamber’in mübarek yüzüne bakar bakmaz îman etti. ** Adı Husayn idi, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Abdullah olarak değiştirdi... |