KAPAK | DOSYA
Image“Lâkin benim dinî ve millî terbiyem üzerinde daha şiddetle müessir olan annemdir. Annem çok Müslüman bir kadındı. Muhammediyye okur, bana Kur’ân öğretirdi.
    
Muhammediyye’den bizzat Yazıcızâde Mehmed Efendi’nin hazin bir makamla söylediğini zannettiğim bir ilâhiyi çok severdim:
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Bir ses duydum irkildim; döndüm ki bir ihtiyar,    
Köşenin kuytusunda yarı uzanmış yatar.    
Yüzde derin çizgiler; ağarmış kirpikle kaş, 

Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil

header25.jpg
İLÂHÎ SANATI TEMÂŞÂ Yazdır E-posta
Yazar Mustafa Necati BURSALI   

“Allâh’ın rahmet eserine bir baksana!” (Rûm, 50)

Allâh’ım! Sen’de cemal, Sen’de her sanat güzel,
Bana verdiğin îman, şükür, kanaat... güzel!

Mülk Sen’indir, hamd Sana... Övgüden âciz dilim,
Mü’mine teslimiyet, şeytana inat güzel!

Firavunlara karşı Musa’nın ordusunda,
Cengâverin bindiği ak alınlı at güzel!

Sen’sin Mâbûd-i Kerim, Sen’sin gönüller açan,
Yûnus misâli yanmak, aşkındaki tat güzel!

Milletime yeniden fetihler müyesser kıl,
Sen’in rızan uğrunda düşmanla cihat güzel!

Kulluğumuz hep noksan, ilticâmız Sanadır,
Bize dünya dolusu verdiğin sıhhat güzel!

Ne kadar yollar varsa sonu korkunç uçurum,
İslâm seçtiğin tek din... Bu yol, tek bu hat güzel!

Sen şanlı Rasûlü’nü ne kadar sevmedesin,
O’na salât ve selâm ve yazılan na‘t güzel!

Habîbin hürmetine bize merhamet buyur,
Rabbim, lütfuna ermek elbette kat kat güzel!

Kalpler var kaya gibi, kalpler var ipekten hoş,
Bir kula bahşettiğin, merhamet, rikkat güzel!

İhlâs, ahlâk ve sıdk ver... İffetsizlikten koru,
Yalan yüzler kızartır, edep, hakikat güzel!

Rahmetinin incisi can toprağına düştü,
Kulluğun zevki sonsuz, rızânı murat güzel!

Göz göz fışkıran sular kudretinin eseri,
«Cömert Nil, yeşil Tuna», Sakarya, Fırat güzel!

Fatih’in nur ordusu mazhar büyük müjdeye,
Surların önlerinde şahlanan kır at güzel!

Âlemde büyük-küçük hep sana döneceğiz,
Bu ölüm vadisinde kurduğun sırat güzel!
Yaratılmamda benim zerrece bir katkım yok,
Yâ Rabbi, rahmetin hoş... Yâ Rabbi, nihat güzel!

 

 
< Önceki   Sonraki >
 
45..jpg
Yüzakı Kitapları
İhlas ve Takva
İhlas ve Takva


Muhabbet ve Mârifet
Muhabbet ve Mârifet


Gün Ortası
Gün Ortası


Sebebi Sensin
Sebebi Sensin


Hak'tan Hediye
Hak'tan Hediye


Bir Yağmur Başladı
Bir Yağmur Başladı


Bir Lahzaya Bin Asır
Bir Lahzaya Bin Asır


Karanlıklar ve Şimşekler Ortasında BİR YAĞMUR MİSALİ
ImageŞimdi size şiddetli yağmurun yağdığı bir ortam ve o yağmura tutulanların hâllerini kelimelerle resmetmeye çalışacağım.
    
Gerçi metropol şehir hayatı bizi tabiattan kopardı. Köyde-kırdaki bir insanın tabiatla iç içe yaşadığı o zengin tabiî hayattan bizde eser kalmadı. Hâlbuki tabiattan kopuk olmadığımız zamanlarda güneşin doğuşu insana ayrı bir güzellik, bulutun hareketi ayrı bir âhenk ve estetik hissettir, yağmurun yağışı ayrı bir heyecan verirdi. Gecenin karanlıkları ayrı bir sükûnette ve derinlikte, gündüzün aydınlığı apayrı bir netlikte ve canlılıkta olurdu.
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
YAHYA KEMAL'DEN NÜKTELER
ImageTanınmış tezkirecilerimizden Latîfî (ö. 1582), bilge kişilere göre şairlerin vehbî ve kesbî olmak üzere iki kısma ayrıldığını söyler. Allah vergisi şairlik kabiliyeti olanlar vehbî, çalışmayla sonradan kazananlar kesbîdir. Bunların arasında sahte altınla altın, billûrla gevher, sihirle mûcize arasındaki kadar büyük fark vardır. Vehbî şair, yeteneğiyle söyler; kesbî şair ise taklit ve inceleme ile söyler. Büyük şiir münekkidi Latîfî bunlar arasındaki farkı da şuna benzetir: Vehbî şiir, cazibe ve güzelliği olan bir dilber; kesbî şiir ise iri gözlü, donuk, cazibe ve albenisi olmayan sade yüzlü bir güzeldir.1
Devamını oku...
 
Çocuk Eğitiminde «ÖDÜL» MÜ?!.

ImageYetmişli, seksenli yıllarda çocuk olanlara hitap edecek bu yazım. Zira benim de çocukluğum o yıllara rastlar. Olabildiğince çocuktuk o zamanlar, fakat bir o kadar da sorumluluklarımızın farkındaydık değil mi? Paket taşlı sokaklarda oynadığımız tingolarla, sekseklerle, saklambaçlarla, yakalamaçlarla, ip atlamacalarla çocukluğumuzu doyasıya yaşadık. Babalarımız; «Nasıl kazanacağız?», annelerimiz; «Ne pişireceğiz?» diye düşünseler de, memleket terör belâsıyla, yoklukla yanıp kavrulsa da biz çocukluğumuzu doyasıya yaşadık işte, her şeye inat. Depresyon bilmezdik o zamanlar.

Devamını oku...