KAPAK | DOSYA

ImageKÜLTÜR İSTÎLÂSI!

Bunun Adı Küreselleşme Değil;

İnsanoğlunun mâneviyat ihtiyacı reddedilemez bir gerçek. Dünyaya dalan ve maddeci felsefeler peşinde savrulan, üstelik İslâm’a karşı peşin fikirler taşıyan batı dünyasında bir arayış var. Bu arayış neticesinde, batıda olduğu gibi bizde de; Hint ve Uzak Doğu din, kültür ve medeniyetlerine ait; yoga, meditasyon, reiki, feng-shui, karma, nirvana ve benzeri felsefe, teknik ve akîdeler de pazara dökülüyor. Bu sayımızda Din Psikolojisi sahasındaki eserleriyle tanıdığımız Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ali Murat DARYAL Beyefendi ile küreselleşme ve kültür çerçevesinde bu konuyu konuştuk.

 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Nerden geldik, nasıl geldik dünyaya?
Kendimize sormalıyız arkadaş!
Kim şekil veriyor üç damla suya,
Aklımızı yormalıyız arkadaş!

Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil

header10.jpg
Türkçemiz Sesleniyor: CANKURTARAN YOK MU? Yazdır E-posta
Yazar İsmet HİSARİZADE   

ImageDil, bir milletin kendini ifade etme aracıdır. Onun için milletler, dillerini oluştururken kültürleriyle, gelenekleriyle, inançlarıyla âhengi korumaya büyük özen göstermişlerdir. Bir insanın kendisini nasıl ifade ettiği çok önemlidir. Kendinizi ifade ederken kullandığınız kelimeler, sizin kişiliğinizin bir yansıması olarak kabul edilebilir. Hazret-i Ali’nin şu sözü zannederim konuyu çok iyi açıklamaktadır:

«İnsan, dilinin altında saklıdır.» Sizce de öyle değil mi? Dilinizin altında sakladığınız «sizi» karşınızdaki insanlara en iyi şekilde anlatmalısınız. Yoksa sürekli; «Yanlış anlaşıldım» türü yakınmalar dilinizden hiç düşmeyecektir.

Güzel Türkçemiz; İstanbul’un efendiliğini, Doğu Anadolu’nun dobralığını, Karadeniz’in sinirliliğini, Ege’nin efeliğini, Akdeniz’in sakinliğini ve Orta Anadolu’nun mertliğini köklü tarihimizden süzülerek gelen en nadide kelimelerle bizlere sunmaktadır. Ancak bizler bugün her nedense bu köklü kelimeleri bırakıp, Avrupa’dan dilimize girmeye çalışan garip kelimeleri kullanma gayretindeyiz. Teknolojik yeniliklerle beraber dilimize giren televizyon, telefon gibi artık biraz da Türkçeleşmiş kelimelerin kullanılmasına bir diyeceğimiz yoktur. Ancak dilimizde çok güzel karşılıkları olduğu hâlde sadece ve sadece «özenti» sebebiyle kullandığımız yabancı kökenli kelimeler, dilimizde yozlaşmaya yol açmaktadır.

Örnek verecek olursak, sevinirken neden; «Yaşasın!» demiyoruz da; «Oley!» diyoruz? «Tamam mı?» kelimesinin neyini beğenmiyoruz da; «Okey mi?» diyoruz. Çarşı-pazardaki işyerlerimizin isimleri insana; «Burası Türkiye mi?» sorusunu sorduracak türden. Hospital, carpetland, cafe ilh...

Bu kötü örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Gençlerimiz ve çocuklarımız hiçbir dil hassasiyeti taşımayan, tek amaçları daha fazla seyredilmek olan televizyon dizilerinin esareti altında inim inim inlemektedir. Sonra da ne konuştuğu belli olmayan, karşısındaki insanla anlaşamayan, derdini anlatamayan zavallı nesiller ortaya çıkıyor.

Kendini anlatamayan insanlar ne yapar? Bu sorunun cevabını doktorlarımız çok açık bir şekilde veriyor: Şiddete başvurur. O hâlde, okullarımızdaki şiddetin en önemli sebeplerinden biri de; «Bozuk Türkçe kullanımıdır.» diyebiliriz. Ama bugün okullarımızdaki şiddeti önlemeye çalışan uzmanlarımız hiç bu konu üzerinde durmamaktadırlar. Meselenin çözümü yanlış yerlerde aranmaktadır. Hâl böyle olunca problem çözülmemekte, aksine kartopu gibi daha da büyümektedir.

ImageHâdisenin bir de ders başarısı yönü bulunmaktadır. Türkçeyi iyi kullanamayan öğrencilerimizin diğer derslerde de başarılı olmaları mümkün değildir. Matematikte, fen ve teknolojide, sosyal bilgilerde ve diğer tüm derslerde başarılı olmanın ön şartı Türkçenin iyi kullanılmasıdır. O hâlde, bu iki büyük problemi çözebilmenin en önemli şartı, güzel Türkçemizi iyi öğrenmek ve iyi kullanmaktır. Peki, bunu nasıl yapacağız? Okullardaki Türkçe dersine önem vermenin yanı sıra Türkçemizi iyi kullanan yazarların kitaplarını okumak bize çok yardımcı olacaktır.

Haydi gelin, bundan böyle güzel Türkçemizden kaybedilmeye çalışılmış kelimelerimizden birine hayat verelim. İlk olarak «cankurtaran» kelimesini kurtaralım. «Cankurtaran» gibi mükemmel kurgulanmış, mis gibi Türkçe kokan bir kelimemiz var. Ama nedense «ambulans» gibi söylenmesi çok zor bir yabancı kelime, hastalarımızın canını kurtaran araçların üzerine yazılıyor. Bunu anlamakta çok, ama çok zorlanıyorum. Bunun için ne mi yapabiliriz? Önce kendi aramızda «cankurtaran» kelimesini kullanırız. Sonra da Sağlık Bakanlığına, televizyon ve gazetelere elektronik postalar göndererek, telefon ederek «cankurtaran» kelimesinin kullanılmasını sağlayabiliriz.

Sakın; «Bir kişiden ne olur?» demeyin. Bizim tepkimiz durgun suya atılan taşın dalgalar oluşturması gibi dalga dalga büyüyecektir. Acele edin daha kurtarılacak çok kelimemiz var.

Türkçemiz size sesleniyor, duyuyor musunuz?

«Cankurtaran yok mu?»

 

 

 
Sonraki >
 
41.jpg
Yüzakı Kitapları
İhlas ve Takva
İhlas ve Takva


Muhabbet ve Mârifet
Muhabbet ve Mârifet


Gün Ortası
Gün Ortası


Sebebi Sensin
Sebebi Sensin


Hak'tan Hediye
Hak'tan Hediye


Bir Yağmur Başladı
Bir Yağmur Başladı


Bir Lahzaya Bin Asır
Bir Lahzaya Bin Asır


Ârifi'n İmtihanı

ImageÇÖP SEPETİ

Rivayet olunur ki, Musa -aleyhisselâm- ile Cenâb-ı Hak arasında Tûr-i Sînâ’da şöyle bir konuşma cereyan etmiş:

“–Yâ Musa! Dünyada yakın ve uzak komşuların var. Onlar zaman zaman seni ziyaret eder, hâlini-hatırını sorarlar. Bu güzel davranışlarından memnun olduğunu ifade ile onlara teşekkür eder ve sen de onların ziyaretlerine gidersin. Bu ziyaretleşmelerinizden ben hoşnut olurum. Çünkü bir kulumun, sadece benim rızam için diğer bir kulumu ziyaret etmesi indimde çok kıymetlidir.

Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
Tarihtekiyle Aynı

ImageÇAĞDAŞ TUZAKLAR

Mevlânâ anlatır:

“Bir kuş, bir duvarın üstüne kondu. Konar konmaz tuzaktaki yemi gördü. Böylece onun bir gözü, hakikat ovasına; bir gözü de, dünya hırsından ötürü şeytanın saçtığı yemlere takıldı.

Sonra;

Şeytanın saçtığı yemlere takılan bakışı ile hakikat sahrasına olan bakışı arasında savaş başladı. Maalesef ki yemlere olan bakışı üstün geldi. Aklı, irfanı ve sağduyusu başından gitti.

Devamını oku...
 
Uzak Doğunun

ImageKİŞİSEL GELİŞİM FORMÜLLERİ

Bir-iki yıl öncesiydi. Memleketten İstanbul’a yalnız gelmek durumundaydım. Açık, gayet bakımlı kırk-elli yaşlarında bir hanımın yanında yolculuğa başladım. Karşılıklı güler yüzle selâmlaşma ve tanışma faslından sonra altı saat boyunca devam edecek muhabbetimiz başladı.

Devamını oku...