KAPAK | DOSYA
ImageYaklaşmak ister insan.
    
Yakın olmak ister.
    
Bazen bir zaaftır bu yaklaşma arzusu, bazen insanı farklı kılan bir haslet...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..
Bir ay doğdu Mekke’de, nurlandı tüm gönüller,     
Bir gül açtı sahrâda, bahara döndü çöller.     
Teşrifiyle dünyaya, bolluk bereket indi,    
Devamını oku...
 
ANA SAYFA
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil

header12.jpg
Taklit Hastalığında Son Perde: MUS'AB SAÇI! Yazdır E-posta
Yazar Ali Rıza BUL   

Image«Önemli olan öz, şekil değil» denile denile bugün gelinen nokta ortada. Sokaklarımızda bir Türk gencini, bir batı ülkesinin gencinden ayırt edemez hâle geldik.

Şekilden şekle bürünen gençler, iyi niyetli olduklarını söyleseler de, bir gün dıştaki bu mikrobun içeriye bulaşmayacağından emin olabilir miyiz?

Mikrop diyorum.

Evet, kendi dünyasından olmayan bir takım şekillere bürünme hevesi, arzusu hattâ inadı tehlikeli bir hastalığa işaret etmiyor mu?

Şeklî beraberlikler fikrî beraberliklerin habercisi değil mi?

Bu gidişin sonunda ortalığı yozlaşmış kimliksiz tipler doldurmayacak mı?

Hormon, gıdalara ve o gıdalardan rızıklananlara menfî tesir ettiği gibi, nereye çektiği belli olan imaj sevdasına körü körüne bağlılık ve şekilcilik de neslimizin dış yapısını deforme ediyor.

Sıra iç yapıda mı?

Popçu, topçu, televole kültürüne mensup âlemden insanları şeklen taklit eden gençlik, nasıl bir rezalete ortak olduğunun maalesef farkında değil. Gittiği yolun tehlikesinden habersiz.

İşte bir örnek...

Ne idüğü belirsiz, kendi çukurlarında ün yapmış, boyalı imajıyla da neslimize tesir edenlerden biri, geçenlerde kendisine evlilikle ilgili sorulan soruya bakın nasıl cevap veriyor:

“–Evlilik mi? Ne gerek var, birlikte yaşıyoruz işte!”

“–İyi de çocuk düşünmüyor musunuz?”

“–Evlilik olmadan çocuk olmuyor mu sanki! Arkadaşlar bu tabuları yıkalım!”

İşte aileyi, namusu, iffeti, nesebin önemini hafife alan, bir cehalet asrı kafası.

Kafanın içi böyle...

Ya dışı...

Kafasının hâlini bir görseniz, birbirine yapışmış saçlar, anlamsız, dengesiz bir tıraş...

Karmaşa...

Kargaşa...

Tarife gerek yok. İçi nasılsa dışı da öyle...

Ya bizimkiler...

Özü, kendi kültür hazinesinden beslenmiş, aileden aldığı güzel değerleri taşıyan bir güzide nesil. Fakat bu güzide neslin dışına baktığımızda içi temiz olan gençlerin birçoğunun bahsi geçen saçma tipleri taklidine şahit oluyoruz.

Asıl korkutan husus, dış taklidin zamanla iç taklide ve zehirlenmelere de neslimizi sürüklemeye meyyal oluşu değil mi?

Tuzaklara dikkat etmek lâzım. Bu özentilerin arka plânında neler var? Neslimizin yarınlarından ve yarınımızın neslinin ruh kıvamından mes’ul olanların, yani anne-babaların, eğitimcilerin, millî bir hedefi olan sanat ve kültür erbabının... üzerine gitmesi gereken husus da burası.

Gönülleri ve akılları şekillendirenler, öze yatırım yapanlar işte bunun için kabuğa, dış şekle de önem vermek zorundalar. Çünkü bunu kılla uğraşmak için değil, akıllara ulaşabilmek için yapmalılar.

Çünkü bugün gençlerimiz bu taklit hevesine akılla, gönülle değil hevâ ile nefis ile yaklaşıyorlar. Bir avuç kıla her gün şekil vermek uğruna, akıllarına eğilemiyorlar.

Hâlbuki, batı; hayatımızın, kültürümüzün iç dokularını inceleyip, yorumlayıp, benimseyip kendi geleceklerini haritalıyor.

Dünyevîliğe, dış şekilciliğe, taklide sorgulamadan teslim olan genç neslimiz, çalışmanın, güzelliklerin, doğruların, öğütlerin, ter dökmenin, uhrevîliğin mahiyetini yaşamaya gelince, bin bir mazeretten ve bahaneden kendi geleceğini inşa için bir adım bile atmıyor.

Bir de bu tür özentilere, sûret-i haktan görünerek kılıf bulmaya çalışan gençlere rastlıyoruz.

Dergimiz yazarlarından değerli hocam Âdem SARAÇ, Avrupa ziyaretlerinde yaşadığı bir hâtırayı bizimle paylaşmıştı.

Maalesef gurbetçi Türk ailelerinden çoğunun oğulları küpeli, takılı, tasmalı. Böyle gençlerden, saçları neredeyse beline varmış olan birini görünce hocamız hayretle;

“–Nedir bu hâl? Delikanlı bu saçlar ne böyle?” diye çıkışır. Fakat ummadığı bir cevapla karşılaşır:

“–Hocam, bu Mus’ab saçı!”

Hoca delikanlıyı şöyle bir süzüp sakince devam eder:

“–Allah Allah, öyle mi! O zaman Hazret-i Mus’ab gibi bir aşr-ı şerif ile gönlümüzü bir ferahlat bakalım.”

Bu kez şaşırma sırası gençtedir:

“–Hocam, o da nedir? Yenilen-içilen bir şey mi?”

İşte komik ama aslında düşündürücü bir tablo...

Çeşitli mazeretlere de sığınsa okullarımızda eğitimcileri, ailede ebeveyni, sokaklarda hepimizi tedirgin eden bu anlamsız taklit hastalığı, enerjimizi harcıyor, hepimizi asıl gayelerimizden alıkoyuyor.

Nasıl alıkoyduğuna işte net bir örnek:

Mahir İZ hocaya bir gün sorarlar:

“Hocam; siz elli, altmış, yetmiş sene evvelini dün gibi söylüyorsunuz! Nasıl oluyor bu iş?”

Hoca şöyle izah eder:

“Oğlum, biz ilk mektebe gittik. -Osmanlı ilk mektebi- bize ilk gün yolda nasıl yürünür, bunun kaidesini öğrettiler: Nazar ber-kadem! Göz ayağın ucunda olacak yürürken! Biz, «Nazar ber-kadem»dik -gözümüz ayağımızın ucundaydı, hep önümüze bakardık-; sizler «nazar ber-etrafsınız» -boyuna etrafınıza bakınıp duruyorsunuz-; sizde hâfıza olur mu? Sizde hâfıza olmaz!

Bugün gençlerimiz cambaza bakarken, yarınlarını yankesicilere kaptırmaktalar.

Öyleyse;

Yapılması gereken nedir? Bunun yollarını aramak lâzım.

Gençlerimize öz değerlerimizi sevdirmenin yolunu bulmamız lâzım.

Kendi kültür, aile ve ecdadımızın rengini yüksünmeden taşımayı öğretmemiz lâzım.

Fıtrata uygun bir şekilde iç ve dışı, sîreti ve sûreti temiz tutarak, masumiyeti, tertemiz bir Müslüman genç safiyetini muhafaza etmenin değerini hissettirmemiz lâzım.

Boyalı, jöleli, parlak imajları değil, abdestle, namazla, hizmetle ağaran nurlu sîmâları güzel bulmalarını ve kendilerine model almalarını sağlamamız lâzım.

Necip Fazıl’ın dediği gibi:

O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır,
O yüz ki, göz değince Allâh’ı hatırlatır...

 

 

 

 
< Önceki
 
46.jpg
Yüzakı Kitapları
İhlas ve Takva
İhlas ve Takva


Muhabbet ve Mârifet
Muhabbet ve Mârifet


Gün Ortası
Gün Ortası


Sebebi Sensin
Sebebi Sensin


Hak'tan Hediye
Hak'tan Hediye


Bir Yağmur Başladı
Bir Yağmur Başladı


Bir Lahzaya Bin Asır
Bir Lahzaya Bin Asır


Nur Yüzlü, Nur Bakışlı, Gül Tebessümlü Zat...RÜYAYLA GELEN HİDAYET
Imageİlk Müslümanlardan ve ilk örnek şahsiyetlerden güzîde bir sîmâ; Hazret-i Hâlid bin Saîd...
    
Kabilesi ve çevresi çok geniş, zengin, şerefli ve Mekke’nin en önde gelen liderlerinden Ebû Uhayha künyeli Saîd İbnü’l-Âs’ın oğlu olarak dünyaya gelen Hâlid; bolluk ve refah içinde yetişip büyümüş, 25-30 yaşına kadar bu rahatlık içinde gelmişti...
    
Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
İstanbul'un Sekizinci Tepesi YAHYA KEMAL'DEN NÜKTELER(2)
ImageYahya Kemal’in ölümünden iki yıl önce doğum yıldönümünü kutlamak için sevenleri âdet olduğu üzere toplandığında Behçet Kemal, bir şiirini okudu. Şiirinde onun İstanbul’un sekizinci tepesi olduğunu söylüyordu:1
Devamını oku...
 
Şarap Parası İçin Hacca Giden HACI BURHAN
ImageHac, pek çok ilâhî hâdisenin ve imtihanın yaşandığı bir ziyaret... Haccın çok kerâmetleri, çok hikmetleri var. Lâkin insan; o kalabalıkta, hercümerç içinde, kendisine nasip olan büyük nimetin farkına yeterince varamıyor. Bu da haccın apayrı bir imtihanı... Milyonlarca yüreğin orada nice duaları, nice dilekleri ve nice niyetleri var. Herkesin bu yolda yaşadığı hikmetli hâdiseler var. Benim de hac ile ilgili enteresan hâtıralarım ve şahidi olduğum fevkalâde hâdiseler var. Faydası olur ümidiyle anlatmayı arzu ediyorum.
Devamını oku...