KAPAK | DOSYA

Image

Vasıf, sıfat ve nitelikle aynı anlamda olup hem bir kelime türüne hem de tamlamalarda isimleri niteleyen kelimelere denilmektedir. Âlim, fâzıl, hakîm gibi bir nitelik içeren kişi ve varlıklara delâlet eden kelimeler; kelime türü olarak sıfattır. Çünkü âlim, ilim sahibi kimse; fâzıl, fazîlet sahibi kimse; hakîm, hikmet sahibi kimse demektir. Âlim, fâzıl ve hakîm gibi tür olarak sıfat olan kelimeler Türkçede isimlerin önüne, Arapça ve Farsçada isimlerin sonuna gelince ise tamlama içerisinde sıfat, -bir diğer Arapça terimle na‘t- olurlar. Âlim adam, fâzıl zât, hakîm kral gibi...

Devamını oku...
 
BU SAYIDAN MISRALAR..

Bahtımda olmasın bâtılın izi,
Rabbim ne verirsen hakça ver bana...
Saklarım sînemde dert dizi dizi,
Lutfeyle dermanın gökçe ver bana...
Devamını oku...
 
ANA SAYFA arrow Yüzakı Kitapları arrow Ali Ege Ağabey
Fon Müziği

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

   

"Fon Müziğil" (Mini-MP3-Player 1.2 ©Ute Jacobi)

 
Yüzakı Rengim : Mavi Kırmızı Turuncu Yeşil





Yüzakı Kitapları arrow Ali Ege Ağabey



Ali Ege Ağabey






ALİ EGE AĞABEY...
Sevenleri, talebeleri ve gönül dostları; 1997’de kaybettiğimiz bu gönül insanını anlatıyor...
Renkli hâtıra fotoğraflarla 264 sayfa...








 
84.jpg
Yüzakı Kitapları
İki Çift Söz Yeter
İki Çift Söz Yeter

Seyrî'den Seçmeler
Seyrî'den Seçmeler

Yanık Besmele
Yanık Besmele

Ali Ege Ağabey
Ali Ege Ağabey

Mısralarla Konuşsak
Mısralarla Konuşsak

Fenâ
Fenâ

Dîvâne
Dîvâne

Hilye i Şerife
Hilye i Şerife

Kısa Dünya Tarihi
Kısa Dünya Tarihi

Aşk Kapısında
Aşk Kapısında

BU SAYIDA KARAKTER
HAKKI TEBLİĞ İÇİN... -2-

Image

MES’ÛLİYET, NİMETE GÖRE...

Cenâb-ı Hak, yarattığı nâmütenâhî varlıklar içinde, insanı bambaşka husûsî vasıflarla donatmıştır.

İlâhî hikmet, nimet ile külfetin birbiriyle dengeli olmasını îcâb ettirir. Yani, ne kadar çok ve çeşitli nimet varsa, bununla mütenasip şekilde, mükellefiyetler, mes’ûliyetler ve vazifeler de çoğalır ve çeşitlenir.

Bu sebeple akıl, zekâ, ruh, nefs, irade, nutk gibi birçok husûsiyete sahip olan insanın boynunda, diğer mahlûkattan talep edilmeyen birçok mes’ûliyet ve mükellefiyet vardır.

Devamını oku...
 
BU SAYIDA EDEBİYAT
ÇİFTE DÜĞÜN

Image

Yorucu bir günün ardından, herkes evlerine çekilmiş yatmaya hazırlanıyordu. Evlerin
ışıkları birer birer sönmeye başladı. Ayşe Hanım yorgun; yorgun olduğu kadar da heyecanlıydı. Nihayet yeğeni Yakup da dünyaevine giriyordu... Akşam; bayrak dikme cemiyeti için gelenlere yemek hazırlamış, ikram etmiş, sonra ortalığı toparlamış, bulaşıkları yıkamış, bir hayli yorulmuştu. Ayşe Hanım aşçıdır. Yaptığı yemekleri herkes severek yer. Onun için de düğünü olanlar hep O’na gelirler, Mutlu günlerini lezzetli yemeklerle daha da güzelleştirmek için işin başında bulunmasını isterlerdi. O da kimseyi kırmaz, kimin bir hayırlı işi olsa seve seve gelirdi.

Yatmadan önce ertesi gün kendisine lâzım olacak malzemelerini hazırlayıp hepsini bir heybeye koydu. Sabah erken Gedikli Köyü’ne gidecek, kızevine kına yakmaya gelen misafirlere yemek hazırlayacaktı.

Ayşe Hanım, gece yarısına doğru ancak yatağına uzanabilmişti. Yorucu bir güne hazır olabilmek için uyuması gerekiyordu. Ne var ki heyecandan bir türlü uykusu gelmiyordu... Kendi çocukları aklına geliyor, hayal aynasında her birini tek tek seyrediyordu. Büyük oğullarının düğünlerini hatırlıyor, doğup büyüyen torunları gözünün önüne geliyor; kızı gibi sevdiği gelinlerinin, torunlarıyla birlikte bahçe kapısından «ana» diyerek girdiklerini görüyor, koşup sarılmak istiyor; bakıyor ki yatağında... Yüzünde tatlı bir tebessüm oluşuyor.

Devamını oku...
 
AİLE ARŞİVİMİZDEN İKİ FOTOĞRAF

Image

1900’lü yılların başı. Yedi düvel, bir posta saldıran yedi sırtlan gibi Osmanlı memleketinden parçalar koparmaya çalışıyor. Ülke, seferberlik hâlinde. Vatanın her köşesinde eli silâh tutanlar anadan, yârdan, yavrudan kopup Kafkaslardan Balkanlara, Afrika’dan Arabistan’a cephelere sevk ediliyorlardı.     

Gidenlerin de, yolcu edenlerin de aklında aynı yakıcı soru vardı:

«Acaba dönmek nasip olacak mıydı? Nasip olsa bile ne zaman, ne hâlde döneceklerdi?»

İşte bu günlerde Konya’nın Elmacı    Köyü’nde; kara yağız, uzun boylu, iri yapılı bir delikanlı yolcu ediliyor. Köyün çıkışında aile fertleri ve köylüleri ile sarmaş dolaş olan asker; gözyaşlarını saklamaya çalışan nişanlısıyla mahcup, kaçamak bakışlar dışında vedâlaşamıyor bile.

Devamını oku...