|

Yorucu bir günün ardından, herkes evlerine çekilmiş yatmaya hazırlanıyordu. Evlerin ışıkları birer birer sönmeye başladı. Ayşe Hanım yorgun; yorgun olduğu kadar da heyecanlıydı. Nihayet yeğeni Yakup da dünyaevine giriyordu... Akşam; bayrak dikme cemiyeti için gelenlere yemek hazırlamış, ikram etmiş, sonra ortalığı toparlamış, bulaşıkları yıkamış, bir hayli yorulmuştu. Ayşe Hanım aşçıdır. Yaptığı yemekleri herkes severek yer. Onun için de düğünü olanlar hep O’na gelirler, Mutlu günlerini lezzetli yemeklerle daha da güzelleştirmek için işin başında bulunmasını isterlerdi. O da kimseyi kırmaz, kimin bir hayırlı işi olsa seve seve gelirdi. Yatmadan önce ertesi gün kendisine lâzım olacak malzemelerini hazırlayıp hepsini bir heybeye koydu. Sabah erken Gedikli Köyü’ne gidecek, kızevine kına yakmaya gelen misafirlere yemek hazırlayacaktı. Ayşe Hanım, gece yarısına doğru ancak yatağına uzanabilmişti. Yorucu bir güne hazır olabilmek için uyuması gerekiyordu. Ne var ki heyecandan bir türlü uykusu gelmiyordu... Kendi çocukları aklına geliyor, hayal aynasında her birini tek tek seyrediyordu. Büyük oğullarının düğünlerini hatırlıyor, doğup büyüyen torunları gözünün önüne geliyor; kızı gibi sevdiği gelinlerinin, torunlarıyla birlikte bahçe kapısından «ana» diyerek girdiklerini görüyor, koşup sarılmak istiyor; bakıyor ki yatağında... Yüzünde tatlı bir tebessüm oluşuyor. |
|
Devamını oku...
|